20 Ocak 2026 Salı
20 Ocak - The Scottish Parliament
14 Ocak 2026 Çarşamba
14 Ocak - Makars Mash Bar & Nosferatu
Bir restoran düşünün, rezervasyonları 2 hafta öncesinde doluyor... Çünkü bahsettiğim yer Edinburgh’un kalbinde etin ve patatesin en iyi hâlini bulacağınız Makars Mash Bar.
Edinburgh’un tarihi Old Town bölgesinde, Royal Mile’a birkaç adım mesafede yer alan Makars Mash Bar, İskoç mutfağının en mütevazı ama en karakteristik lezzetlerinden birini merkeze alıyor: patates püresi. Ancak burada söz konusu olan, alışıldık bir “yan yemek” değil; başlı başına bir gastronomi deneyimi. Patatese saygı duruşu yaptıran bu restoranın felsefesi oldukça net: yerel ürün, basit tarif ve güçlü lezzet.
Menüde yer alan patatesler İskoçya’nın farklı bölgelerinden, mevsimine göre özenle seçiliyor. Klasik tereyağlı ve kremalı pürelerden, sarımsaklı, hardallı ya da cheddar peynirli alternatiflere kadar uzanan geniş bir püre yelpazesi sunuluyor. Her püre, üzerine eklenen soslar ve ana yemeklerle birlikte adeta yeniden yorumlanıyor. Sosis, haggis, köfte, vejetaryen seçenekler ve zengin gravy soslarıyla tabaklar hem doyurucu hem de rafine bir hâl alıyor.
İskoç mutfağıyla ilk kez tanışacaklar için Makars Mash Bar son derece güvenli ve keyifli bir başlangıç noktası. Özellikle haggis denemek isteyen ancak tereddüt eden ziyaretçiler için, haggis’in patates püresi ve soslarla dengelenmiş hâli oldukça yumuşak bir geçiş sunuyor. Vejetaryen ve vegan seçeneklerin de menüde güçlü bir şekilde yer alması, mekânı her damak zevkine hitap eden kapsayıcı bir restoran hâline getiriyor.
Makars Mash Bar’ın atmosferi de en az menüsü kadar davetkâr. Taş duvarlar, ahşap masalar ve sade dekorasyon, Edinburgh’un tarihi dokusuyla uyumlu bir sıcaklık yaratıyor. Turistlerin yanı sıra yerel halkın da sıkça tercih etmesi, mekânın samimiyetini ve kalitesini doğrulayan önemli bir gösterge.
İşte adını gezi araştırmalarımı yaparken sıkça duyduğum bu restorana gitme zamanımı hay huyun azaldığı, zamanı içime sindirerek yaşadığım döneme denk getirmek istedim. Garsonun tavsiyesine uyarak funda balı ve şalgam püresi eşliğinde dana-kuzu karışık et ve klasik tereyağlı patates püresi, yanında sorbet ve beni fazla çarpmasın diye alkol oranı görece düşük Stewart’s Session IPA sipariş ettim.
Şimdi... Hayatımda yediğim en güzel et diyemem ancak, İngiliz/İskoç kültürüne göre hayatımda yediğim en güzel et diyebilirim. Dışı hafif kıtırlanmış, içi ilik gibi bir etten bahsediyoruz. Patates püresinin tereyağı gerçekten imza püre yapacak kadar güzeldi. Etleri genelde kanlı bırakıldığından o bildik et tadının yanı sıra aldığım kanlı ve kokulu tad şükür ki bu ette yoktu. O yüzden güzel bir deneyim yaşamak adına gidilmesini tavsiye ederim.
Yemeğim bitince klasik old town turumu tamamlayıp,
Eve döndüm. Akşam yemekten sonra Agatha ile OMNI Centre'deki sinemaya Nostferatu'yu izlemeye gittik.
Hayatımda izlediğim en saçma sapan ve iğrenç seslerde dolu bir filmdi. İkimiz de kibarlıktan birbirimize gidelim diyemeden baya bi izledik. Burada film araları da yok, konuşamıyoruz da. En sonunda Agatha'ya seni dışarıda bekliyorum deyince ay dur ben de geliyorum demesiyle onun da filmi sevmediğini anladım. Onlarca kere özür diledi, kuzum sen nerden bileceksin ki böyle kötü bir çekim olacğını dedim. Kötüydü ya...
23 Aralık 2025 Salı
23 Aralık - Old Town & Underground Tour
Ah sıcak su torbası nasıl iyi geldi anlatamam. Ayrıca genel olarak evde yalnızım ve buzdolabı minik de olsa yalnız olduğum için yeterli ve malzemeler de gayet çeşitli. Her ne kadar Cathy ve David’i çok sevsem de sabah kahvaltısında gevrek, süt yemekten gına gelmişti. Gidip yumurta ve peynir alarak çeşitlendirdiğim kahvaltı, en az 20 çeşitten oluşan Türk kahvaltısını aramama neden oluyordu. Burada da kendime resmen ziyafet çekiyorum. Ama ev Susanne varken ve özellikle geceleri buz gibi. Açmamı istemiyor, çünkü ısınma çok masraflıymış. Haklı olabilir, çünkü bunun benzerini de David söylemişti daha önce.
Çatı katında olduğum için tavandan yana sıkıntılı olduğumu anlatmıştım. Aşağıda boş bir oda var, oraya geçip geçemeyeceğimi sordum Suzanne’a, geçebileceğimi söyledi. Derhal bavulumu topladım, yatak çarşaflarımı söküp aşağıdaki yatağa geçirdim. Yeni odam eski odama göre biraz daha küçük, ama pencereleri daha büyük. Tuvaleti ve banyo kullanmak için yine bir üst kata çıkıyorum. Dolayısıyla banyo malzemelerimi yukarıda bırakmamda herhangi bir sorun olmadı. Aşağıdaki oda dolap açısından biraz yetersiz ama kesinlikle önemli değil, ayrıca televizyonda var. Bu iyi bir şey. Hepsinden daha iyi olan da çatı katında o inanılmaz rüzgâr sesini duyduğum ve çok daha soğuk olan odadan en azından biraz daha sıcak bir odaya geçtim.
Geçiş işlemimi tamamladıktan sonra, Erika ve Deborah Ike birlikte dehliz turunu gerçekleştirmek üzere old town’s doğru yola çıktım. Normal zamanda yüzüne bakmayacağım bir tur, itiraf edeyim ama evin içi ile dışı aynı derecede olunca en azından hareket ederim diye katıldım bu tura.
Hatırlarsanız eğer, Edinburgh için dünyadaki neredeyse ilk gökdelenlerin görüldüğü şehir olarak bahsetmiştim. Bir yerden sonra yukarı doğru gidemedikleri için artık aşağıya doğru gitmeye başlamışlardı ve fakir halkı bu aşağıya doğru inen apartmanların penceresiz odalarında yaşıyorlardı. İşte bugün gittiğim tur da bu evlerden bir tanesini bize gezdirmişti.
Evet, kalınan evlerin odalarında bir tane bile pencere yok. Sadece yerin altındaki havalandırmayı sağlayan ufak bir havalandırma borusu veya pencere diyebileceğimiz bir delik var. Asla unutmaması gereken bir konuda, Edinburhg deniz kenarı olduğu için her daim nemli oluşu. Bu nem de yerin altında yaşayan insanların kaldıkları odaların tavanında, duvarında, kısaca her yerde ıslaklık vardı. Bu insanların nasıl sağlam kaldıklarını, ciğerlerinin nasıl üşümediğini, hasta olmadıklarına gerçekten hayret ediyorum.
Ha değdi mi? Bilmiyorum açıkçası. Ben pek etkilenmedim. Neden bilmiyorum Ama, penceresiz evlerde yaşayan insanların odalarını görünce neden hayretlere düşmediğimi ben de anlamıyorum. Bu durumun biraz daha uzun olarak anlatıldığı Mary King’s Close dedikleri yerde var. Aslında ben esas bu turu istiyordum ama bu tür biraz daha pahalı, yaklaşık 25 pound civarında. Doğru bilgiye de ulaşamadım hani 25 pound az para da değil, o kadar para verilebilir mi verilemez mi konusunda şüphelerim vardı. İnsanlar da biraz diğer insanları aldatır pozisyonda oluyor genel olarak. Beğenmedikleri ama o kadar para verdikleri bir etkinliği veya turu başka insanlar da mahvolsun diye çok güzelmiş gibi tavsiye ediyorlar. Bilmiyorum aklımda kaldı biraz içimde kaldı o an bu gittiğim tur da Mary King Close turunun biraz ufaltılmış hali gibiydi.
17 Aralık 2025 Çarşamba
17 Aralık - Christmas Süslemeleri
Edinburgh’ta Aralık ayı geldiğinde Noel süslemeleriyle şehrin ışıl ışıl olacağını ve bas bas “Noel, Noel!” diye bağıracağını düşünmüştüm. Evet, ışıklar yanıyor, çelenkler asılıyor ama her şey ölçülü. İlk fark ettiğim şey buydu. Christmas süslemeleri burada bir “gösteri” değil; sanki şehrin zaten var olan ruhuna eklenen küçük ama yerinde dokunuşlar gibi.
New Town’a geçtiğimde ise düzen hissi daha belirgin. Işıklar simetrik, renkler sınırlı, her şey planlı. Sokak lambalarına asılan yıldızlar neredeyse askeri bir disiplinle dizilmiş gibi. İlk başta soğuk gelebilir ama birkaç dakika sonra fark ediyorsunuz: bu düzen, Edinburgh’a çok yakışıyor.
Princes Street’te yürürken bir yandan vitrinlere bakıyor, bir yandan karşıdan yükselen kaleyi izliyordum. Christmas ışıkları kalenin silüetiyle birleşince ortaya çok güçlü ama yine de sakin bir görüntü çıkıyor. İnsan bakmaktan yorulmuyor. Burada süsleme göz yormuyor; tam tersine insanı yavaşlatıyor.
Mağaza vitrinleri de aynı anlayışta. Az obje, net bir tema. Çoğu vitrin bir hikâye anlatıyor; kış, ev, yalnızlık, sıcaklık… Plastik, parlak, göz alan süsler neredeyse yok. Her şey bilinçli bir sadelik içinde.
Edinburgh’ta Christmas süslemelerini sevmemin nedeni belki de bu: kimse sizi mutlu olmaya zorlamıyor. Işıklar var ama bağırmıyor, süsler var ama önünüze geçmiyor. Şehir kendi kimliğinden vazgeçmeden Noel’i karşılıyor.
Bence Edinburgh’ta Christmas, “ne kadar süsledik” değil, “ne kadar yerinde süsledik” meselesi. Ve bu işi çok iyi yapıyorlar.
8 Kasım 2025 Cumartesi
8 Kasım - New College, Edinburgh Castle
Vay be, bir ay göz açıp kapayana kadar geçti bile dünyanın en büyülü şehrinde. Bu büyülü şehrin, en güzel manzarasına sahip olan yerine, Edinburgh Kalesi'ne ziyaretimiz var. Hadi birlikte her şeyini ıncık cıncık edelim.
![]() |
| Edinburgh Castle |
Ama, kaleye girmeden önce, ziyaret edilmesi gereken bir kampüsümüz var. Hatırlarsanız bahsetmiştim, üniversitenin bolca kampüsü var ve "New College" denilen bu güzellik, The Mound'da [Edinburgh'un old ve new town'larını birbirine bağlayan yapay bir yamaç ve yol. New Town yapılırken temellerinden çıkarılan toprağın, 1765'te kurutulan ve günümüzdeki Princes Street Garden'ı oluşturan Nor Loch'a (cadı avı falan, hatırlayın) dökülmesiyle oluşturulmuştur.] Kaleye gelmeden görülebilecek bu güzelliğin içinde İlahiyat Fakültesi yer alıyor.
![]() |
| Kampüsün gece görüntüsü. Aslında saat 17:00 falan. |
![]() |
| Ramsay Garden |
Kale'de çok fazla görülebilecek yer var. Bunlardan bir tanesi de tam kaleye giriş yapılan büyük alanın sağında yer alan bu güzel bina. 1800'lü yıllardan kalan bu güzel yapı günümüzde ağırlıklı olarak AirBnB ve öğrenci yurtları olarak veya konut olarak kullanılıyor. Yine ömre ömür katan yerlerden.
![]() |
| Statue of Earl Haig |
![]() |
| Şapelin içi oldukça sade |
![]() |
| Mahkumların öğün miktarları |
![]() |
| Müzeler |
![]() |
.jpeg)
_Skating_on_Duddingston_Loch.jpg)
.jpeg)


.jpeg)









.jpeg)
.jpeg)
.jpeg)
.jpeg)

.jpeg)
.jpeg)
.jpeg)
.jpeg)


.jpeg)
