Old Town etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Old Town etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Ocak 2026 Salı

20 Ocak - The Scottish Parliament

20 Ocak 2026 Salı 0

The Royal Mile'ın sonunda, Holyrood Palace'ın tam karşısında yer alan, eski şehrin dokusunun oldukça zıddı olan bir bina, Parlamento Binası. Konum, mimari, tasarım ve inşaat şirkeleri nedeniyle yapımından itibaren İskoç halkı tarafından eleştirilmiş, max 40 milyon sterline yapılır dedikten sonra 414 milyon sterline mal olmuş. Eh, arada bir 10 kat fark olunca hak etmiş diye düşünüyorum. 


Size binayı nasıl anlatabilirim bilmiyorum. İçeri girdiğiniz anda aslında oldukça modern bir mimari ile karşılaşıyorsunuz. Ama her bölümde o kadar fazla imgelemeler var ki, bir yerden sonra ucu kaçıyor.


Mesela bu imgenin referans aldığı, aşağıdaki resimmiş.


Benziyor mu? Bence değil. Yok işte şurası iskoç denizinin dalgaları, yok burası buzda kayan insanlar falan filan. Gerekli miydi? Bilemem. Bana göre ağır referanslar sonuçta kakafoni yaratır.


Kendi sitesinden  rehberli tur için rezervasyon yaptırıp ücretsiz gezebiliyorsunuz. Kendi başınıza giriş yasak. Bir de elbette bir parlamento binası olduğu için güvenlik sıkı. Ben çantamda bulunan çatal için oldukça uzun bir açıklama yapmak durumunda kalmıştım. Bıçak olsa anlarım da birini çatallamak??


Eğer uzun süre kalacaksanız gidilebilir bir yer ancak kısa süreli seyahatler için ne gereği var efendim, gezilecek onlarca yer varken zamanınızı burada harcamayın derim.

Ah, bir de en güzel kısmı da hediyelik eşya mağazası. Kendi arılarının yaptığı balları alabilirsiniz. En azından sürdürülebilirliği güzel yapmışlar.

14 Ocak 2026 Çarşamba

14 Ocak - Makars Mash Bar & Nosferatu

14 Ocak 2026 Çarşamba 0

 Bir restoran düşünün, rezervasyonları 2 hafta öncesinde doluyor... Çünkü bahsettiğim yer Edinburgh’un kalbinde etin ve patatesin en iyi hâlini bulacağınız Makars Mash Bar.

 Edinburgh’un tarihi Old Town bölgesinde, Royal Mile’a birkaç adım mesafede yer alan Makars Mash Bar, İskoç mutfağının en mütevazı ama en karakteristik lezzetlerinden birini merkeze alıyor: patates püresi. Ancak burada söz konusu olan, alışıldık bir “yan yemek” değil; başlı başına bir gastronomi deneyimi. Patatese saygı duruşu yaptıran bu restoranın felsefesi oldukça net: yerel ürün, basit tarif ve güçlü lezzet. 

Menüde yer alan patatesler İskoçya’nın farklı bölgelerinden, mevsimine göre özenle seçiliyor. Klasik tereyağlı ve kremalı pürelerden, sarımsaklı, hardallı ya da cheddar peynirli alternatiflere kadar uzanan geniş bir püre yelpazesi sunuluyor. Her püre, üzerine eklenen soslar ve ana yemeklerle birlikte adeta yeniden yorumlanıyor. Sosis, haggis, köfte, vejetaryen seçenekler ve zengin gravy soslarıyla tabaklar hem doyurucu hem de rafine bir hâl alıyor.

İskoç mutfağıyla ilk kez tanışacaklar için Makars Mash Bar son derece güvenli ve keyifli bir başlangıç noktası. Özellikle haggis denemek isteyen ancak tereddüt eden ziyaretçiler için, haggis’in patates püresi ve soslarla dengelenmiş hâli oldukça yumuşak bir geçiş sunuyor. Vejetaryen ve vegan seçeneklerin de menüde güçlü bir şekilde yer alması, mekânı her damak zevkine hitap eden kapsayıcı bir restoran hâline getiriyor.

Makars Mash Bar’ın atmosferi de en az menüsü kadar davetkâr. Taş duvarlar, ahşap masalar ve sade dekorasyon, Edinburgh’un tarihi dokusuyla uyumlu bir sıcaklık yaratıyor. Turistlerin yanı sıra yerel halkın da sıkça tercih etmesi, mekânın samimiyetini ve kalitesini doğrulayan önemli bir gösterge.

İşte adını gezi araştırmalarımı yaparken sıkça duyduğum bu restorana gitme zamanımı hay huyun azaldığı, zamanı içime sindirerek yaşadığım döneme denk getirmek istedim. Garsonun tavsiyesine uyarak funda balı ve şalgam püresi eşliğinde dana-kuzu karışık et ve klasik tereyağlı patates püresi, yanında sorbet ve beni fazla çarpmasın diye alkol oranı görece düşük Stewart’s Session IPA sipariş ettim.

Şimdi... Hayatımda yediğim en güzel et diyemem ancak, İngiliz/İskoç kültürüne göre hayatımda yediğim en güzel et diyebilirim. Dışı hafif kıtırlanmış, içi ilik gibi bir etten bahsediyoruz. Patates püresinin tereyağı gerçekten imza püre yapacak kadar güzeldi. Etleri genelde kanlı bırakıldığından o bildik et tadının yanı sıra aldığım kanlı ve kokulu tad şükür ki bu ette yoktu. O yüzden güzel bir deneyim yaşamak adına gidilmesini tavsiye ederim.

Yemeğim bitince klasik old town turumu tamamlayıp,


Eve döndüm. Akşam yemekten sonra Agatha ile OMNI Centre'deki sinemaya Nostferatu'yu izlemeye gittik.

Hayatımda izlediğim en saçma sapan ve iğrenç seslerde dolu bir filmdi. İkimiz de kibarlıktan birbirimize gidelim diyemeden baya bi izledik. Burada film araları da yok, konuşamıyoruz da. En sonunda Agatha'ya seni dışarıda bekliyorum deyince ay dur ben de geliyorum demesiyle onun da filmi sevmediğini anladım. Onlarca kere özür diledi, kuzum sen nerden bileceksin ki böyle kötü bir çekim olacğını dedim. Kötüydü ya...

23 Aralık 2025 Salı

23 Aralık - Old Town & Underground Tour

23 Aralık 2025 Salı 0

 Ah sıcak su torbası nasıl iyi geldi anlatamam. Ayrıca genel olarak evde yalnızım ve buzdolabı minik de olsa yalnız olduğum için yeterli ve malzemeler de gayet çeşitli. Her ne kadar Cathy ve David’i çok sevsem de sabah kahvaltısında gevrek, süt yemekten gına gelmişti. Gidip yumurta ve peynir alarak çeşitlendirdiğim kahvaltı, en az 20 çeşitten oluşan Türk kahvaltısını aramama neden oluyordu. Burada da kendime resmen ziyafet çekiyorum. Ama ev Susanne varken ve özellikle geceleri buz gibi. Açmamı istemiyor, çünkü ısınma çok masraflıymış. Haklı olabilir, çünkü bunun benzerini de David söylemişti daha önce.

Çatı katında olduğum için tavandan yana sıkıntılı olduğumu anlatmıştım. Aşağıda boş bir oda var, oraya geçip geçemeyeceğimi sordum Suzanne’a, geçebileceğimi söyledi. Derhal bavulumu topladım, yatak çarşaflarımı söküp aşağıdaki yatağa geçirdim. Yeni odam eski odama göre biraz daha küçük, ama pencereleri daha büyük. Tuvaleti ve banyo kullanmak için yine bir üst kata çıkıyorum. Dolayısıyla banyo malzemelerimi yukarıda bırakmamda herhangi bir sorun olmadı. Aşağıdaki oda dolap açısından biraz yetersiz ama kesinlikle önemli değil, ayrıca televizyonda var. Bu iyi bir şey. Hepsinden daha iyi olan da çatı katında o inanılmaz rüzgâr sesini duyduğum ve çok daha soğuk olan odadan en azından biraz daha sıcak bir odaya geçtim.

Geçiş işlemimi tamamladıktan sonra, Erika ve Deborah Ike birlikte dehliz turunu gerçekleştirmek üzere old town’s doğru yola çıktım. Normal zamanda yüzüne bakmayacağım bir tur, itiraf edeyim ama evin içi ile dışı aynı derecede olunca en azından hareket ederim diye katıldım bu tura.


Hatırlarsanız eğer, Edinburgh için dünyadaki neredeyse ilk gökdelenlerin görüldüğü şehir olarak bahsetmiştim. Bir yerden sonra yukarı doğru gidemedikleri için artık aşağıya doğru gitmeye başlamışlardı ve fakir halkı bu aşağıya doğru inen apartmanların penceresiz odalarında yaşıyorlardı. İşte bugün gittiğim tur da bu evlerden bir tanesini bize gezdirmişti. 

Evet, kalınan evlerin odalarında bir tane bile pencere yok. Sadece yerin altındaki havalandırmayı sağlayan ufak bir havalandırma borusu veya pencere diyebileceğimiz bir delik var. Asla unutmaması gereken bir konuda, Edinburhg deniz kenarı olduğu için her daim nemli oluşu. Bu nem de yerin altında yaşayan insanların kaldıkları odaların tavanında, duvarında, kısaca her yerde ıslaklık vardı. Bu insanların nasıl sağlam kaldıklarını, ciğerlerinin nasıl üşümediğini, hasta olmadıklarına gerçekten hayret ediyorum. 


Ha değdi mi? Bilmiyorum açıkçası. Ben pek etkilenmedim. Neden bilmiyorum Ama, penceresiz evlerde yaşayan insanların odalarını görünce neden hayretlere düşmediğimi ben de anlamıyorum. Bu durumun biraz daha uzun olarak anlatıldığı Mary King’s Close dedikleri yerde var. Aslında ben esas bu turu istiyordum ama bu tür biraz daha pahalı, yaklaşık 25 pound civarında. Doğru bilgiye de ulaşamadım hani 25 pound az para da değil, o kadar para verilebilir mi verilemez mi konusunda şüphelerim vardı. İnsanlar da biraz diğer insanları aldatır pozisyonda oluyor genel olarak. Beğenmedikleri ama o kadar para verdikleri bir etkinliği veya turu başka insanlar da mahvolsun diye çok güzelmiş gibi tavsiye ediyorlar. Bilmiyorum aklımda kaldı biraz içimde kaldı o an bu gittiğim tur da Mary King Close turunun biraz ufaltılmış hali gibiydi.

17 Aralık 2025 Çarşamba

17 Aralık - Christmas Süslemeleri

17 Aralık 2025 Çarşamba 0

 Edinburgh’ta Aralık ayı geldiğinde Noel süslemeleriyle şehrin ışıl ışıl olacağını ve bas bas “Noel, Noel!” diye bağıracağını düşünmüştüm. Evet, ışıklar yanıyor, çelenkler asılıyor ama her şey ölçülü. İlk fark ettiğim şey buydu. Christmas süslemeleri burada bir “gösteri” değil; sanki şehrin zaten var olan ruhuna eklenen küçük ama yerinde dokunuşlar gibi.



Old Town sokaklarında yürürken süslemeler özellikle sade. Taş binaların arasına serpiştirilmiş sıcak sarı ışıklar, kapılara asılmış yeşil çelenkler ve metal detaylar… Kimse bu tarihi dokunun önüne geçmeye çalışmıyor. Aksine, süslemeler geri planda durup şehri daha görünür kılıyor. Abartı yok, gürültü yok. Edinburgh’un bu bakış açısı gerçekten çok farklı, asla kendisinin önüne geçmesini istemiyor.



New Town’a geçtiğimde ise düzen hissi daha belirgin. Işıklar simetrik, renkler sınırlı, her şey planlı. Sokak lambalarına asılan yıldızlar neredeyse askeri bir disiplinle dizilmiş gibi. İlk başta soğuk gelebilir ama birkaç dakika sonra fark ediyorsunuz: bu düzen, Edinburgh’a çok yakışıyor.



Princes Street’te yürürken bir yandan vitrinlere bakıyor, bir yandan karşıdan yükselen kaleyi izliyordum. Christmas ışıkları kalenin silüetiyle birleşince ortaya çok güçlü ama yine de sakin bir görüntü çıkıyor. İnsan bakmaktan yorulmuyor. Burada süsleme göz yormuyor; tam tersine insanı yavaşlatıyor.



Mağaza vitrinleri de aynı anlayışta. Az obje, net bir tema. Çoğu vitrin bir hikâye anlatıyor; kış, ev, yalnızlık, sıcaklık… Plastik, parlak, göz alan süsler neredeyse yok. Her şey bilinçli bir sadelik içinde.



Edinburgh’ta Christmas süslemelerini sevmemin nedeni belki de bu: kimse sizi mutlu olmaya zorlamıyor. Işıklar var ama bağırmıyor, süsler var ama önünüze geçmiyor. Şehir kendi kimliğinden vazgeçmeden Noel’i karşılıyor.



Bence Edinburgh’ta Christmas, “ne kadar süsledik” değil, “ne kadar yerinde süsledik” meselesi. Ve bu işi çok iyi yapıyorlar.


8 Kasım 2025 Cumartesi

8 Kasım - New College, Edinburgh Castle

8 Kasım 2025 Cumartesi 0

 Vay be, bir ay göz açıp kapayana kadar geçti bile dünyanın en büyülü şehrinde. Bu büyülü şehrin, en güzel manzarasına sahip olan yerine, Edinburgh Kalesi'ne ziyaretimiz var. Hadi birlikte her şeyini ıncık cıncık edelim.

Edinburgh Castle

Ama, kaleye girmeden önce, ziyaret edilmesi gereken bir kampüsümüz var. Hatırlarsanız bahsetmiştim, üniversitenin bolca kampüsü var ve "New College" denilen bu güzellik, The Mound'da [Edinburgh'un old ve new town'larını birbirine bağlayan yapay bir yamaç ve yol. New Town yapılırken temellerinden çıkarılan toprağın, 1765'te kurutulan ve günümüzdeki Princes Street Garden'ı oluşturan Nor Loch'a (cadı avı falan, hatırlayın) dökülmesiyle oluşturulmuştur.] Kaleye gelmeden görülebilecek bu güzelliğin içinde İlahiyat Fakültesi yer alıyor.



Ben artık Edinburgh Üniversitesi kampüslerinin içinde hayaletlerin dolaştığına inanıyorum 😀😀Üniversitenizin kampüsünün böyle olduğunu düşünsenize. O merdivenlerin sonundaki kapıdan yalnızca öğrenciler ve hocalar geçebiliyor ancak elbette bahçe tüm ziyaretçilere açık.


Solda görülen heykel de John Knox'un heykeli. (İskoç kilisesinin kurucusu, ilahiyatçı ve reform hareketlerinin öncüsü)

Kampüsün gece görüntüsü. Aslında saat 17:00 falan.

Şimdi, gelelim kalemize...

Kale, Castle Rock denilen, yıllaaaaar yıllaaaar önce aktif bir volkan olan dağın magmalarının sertleşmesi ile oluşmuş bir tepenin üzerinde yer alıyor. Fotoğraftan görülmeyen arka tarafında yaklaşık 80 metrelik uçurumlar var ve kaleye tek giriş old town'un en önemli caddesi the royal mile'dan olduğu düşünüldüğünde gerekli güvenliğin sağlandığı, kartal yuvası gibi bir konumda. Kale, 11. yüzyılda Malcolm III'ün saltanatından beri eklemelerle birlikte 1633'e kadar kraliyet ikametgahı olmaya devam etmiş, 15. yüzyıldan itibaren kalenin yerleşim rolü azalmış ve 17. yüzyılda esas olarak askeri garnizon olarak kullanılmış. Kalenin içerisindeki en eski ve günümüze kadar sağlam olarak gelen bina, St. Margaret Şapeli'ymiş.

Kale'ye giriş 19 pound. Evet, maalesef. 2,5 pound da sesli rehber için verebilirsiniz, vermeye de bilirsiniz. Eğer sesli rehber aldıysanız, bileti de online olarak almışsanız, mailinize bir link gelecek ve wifi bulunan bir ortamda telefonunuza indirmenizi tavsiye ederim. Biz bileti alırken bunu fark etmedik ve indirmesi mobil veriden biraz zaman aldığı ve çok veri tükettiği için bir yerden sonra ben sıkılıp bırakmıştım. 2,5 poundu havaya saçmanın en kolay yolu olmuştu benim için. Bileti 1-2 gün öncesinden almanızı tavsiye ederim, günlük bir ziyaretçi limiti var ve sonbahar mevsimi bile olsa az turist var demeyin, bu insanların çok planlı-programlı olduklarını da daha önce vurgulamıştım. Size tavsiyem, 13:00'ten önce giriş yapmanız, sebebi ise one o'clock gun. Yani aşağıdaki videoda göreceğiniz hadise:


Pazar günleri ve noel hariç her gün tam 13:00'te top patlatılıyor, 1861 yılından beri. Amaç da körfezdeki gemilerin saatlerini bu topun atılış saatine göre ayarlamaları. Şehre ilk geldiğimde duyduğum bu top sesi beni gerçekten korkutmuştu, cidden bir bomba patladı sanmış ve insanların nasıl böyle sakin kaldığına şaşırmıştım.

Ramsay Garden

 Kale'de çok fazla görülebilecek yer var. Bunlardan bir tanesi de tam kaleye giriş yapılan büyük alanın sağında yer alan bu güzel bina. 1800'lü yıllardan kalan bu güzel yapı günümüzde ağırlıklı olarak AirBnB ve öğrenci yurtları olarak veya konut olarak kullanılıyor. Yine ömre ömür katan yerlerden.

Evet, yine gelelim kaleye. Sitesinde kaç saat harcamak istediğinize bağlı olarak oluşturulan bir gezi planı var. 1 saatten 6 saate kadar değişen programları görebilirsiniz. Evet, o kadar büyük bir yer. Biz saat sıkıntımız olmadığı için tam 4 saatimizi harcamıştık. Eğer tam anlamıyla gezmek isterseniz 26 farklı mekan bulunmakta. Haritası da burada. Haritayı tavsiye ederim, ben gittiğimde her yerine girmek istediğim için üzerine işaretleme yaparak hiç bir noktayı atlamadan gezimi tamamlamıştım.

Statue of Earl Haig

Benim açımdan görülmesi kesinlikle gereken yerler, St. Margaret Chapel, (çünkü en eski yapı bu)


Şapelin içi oldukça sade

Hapishaneleri,


Mahkumların öğün miktarları

Evet, mahkumların öğün miktarları: 1 litre bira, 680 gram ekmek, 340 gram et, 2 günde bir 1 su bardağı bezelye, 110 gram tereyağı, 170 gram peynir, eğer Amerikalıysanız günde bir  somun ekmek. Günümüzdeki TR simülasyonunda yaşayan bir vatandaştan daha iyi beslenen suçlular... Elbette ilgimi çeker.

Müzeler
İçersinde yer alan çeşitli müzeler,

Uzun bir sıra bekleyişi sonunda ulaşacağınız ve fotoğraf çekiminin yasak olduğu İskoç Kraliyet Tacının bulunduğu mekan, 

Birbirinden güzel binalar,


Binalar,



Binalar...


Kale içi yapılar,

Kaledeki yapılar,


Dünya güzeli Edinburh'un görüntüsü... Dümdüz bir şehir olduğunu bir kaç kere söylemiştim değil mi?


Kale, günlük ziyaretçilerin yanı sıra Ağustosun ilk haftası Military Tattoo (hayır, dövme değil. Hadi artık bira içmeyi bırakın ve kışlalarınıza dönün anlamına gelen "doe den tap toe" ifadesinden geliyor) gösterisi var. Ağustos ayındaki gösterinin biletleri bir yıl önceden ekim-kasım gibi satışa çıkartılıyor ve fiyatlar 52-1150 pound arası. Çok planlı insanlar olduğunu söylemiştim, değil mi?


Benim gibi bir pintinin bile 50-60 pound verebileceği bir etkinlik bu:


Bunun yanı sıra, kasımın son haftası ile ocağın ilk haftası arası "Castle Light: Fire and Ice" gösterisi oluyor. Akşam karanlığından sonra kale ışıklandırılıp ziyaretçilere açılıyor.


Çocuk 11, yetişkin 18 pound. Size kalmış, benden söylemesi. 

 
◄Design by Pocket