Mary king close etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Mary king close etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Aralık 2025 Cuma

26 Aralık - Close Gezisi, Christmas at the Botanics

26 Aralık 2025 Cuma 0

 Dört gözle beklediğim bir gündü bugün. Hem gelmesini istediğim hem de istemediğim. Gelmesini istiyordum çünkü botanikte inanılmaz bir ışık gösterisine şahit olacaktım, istemiyordum çünkü buradan ayrılmama bir ay kalmış olacaktı. Göz açıp kapayana kadar geçen 3 ay. Zaman kavramının ne kadar göreceli olduğunu anlamıştım. Hayat güzelken baş döndürücü bir hızla geçiyordu...

Evde yalnız kaldığım için minicik mutfakta ne kadar özgürce hareket edebilirsem o kadar özgürce hareket ediyordum. İstedğim kadar yumurta, kızarmış ekmek, peynir, zeytin, domates, salatalık, avokado, çay, tereyağı ve sütle mükemmel doyurucu ve sıcacık kahvaltımı yaptım. Susanne'ın kedisi Toledo canı istediğinde gelip gittiği için gelir mi diye kulağım da kapıdaydı. Hava çok soğuk olduğu için kedi için dertleniyorum, üşür diye ama Susanne kedisinin sokak kedisi olduğunu, yemek yemek ve su içmek için geldiğini söyledi. Olsun, ben dışarıda kalmasını istemiyorum bu soğukta 💖

Öğle yemeği için sandviçimi, termosuma da çayımı koyup dün inanılmaz sessiz olan Edinburgh'un bugün canlı olup olmadığını gözlerimle kontrol etmek istedim ve EDI ile ilgili hemen her hayalimi gerçekleştirdiğim için yapılacak fazla bir şey kalmamasından ötürü royal mile yolculuğumu yeniden yapıp cadde üzerindeki her close'a girmeye yemin ettim.


Ufak bir spoiler'ı 30 Ekim tarihli yazımda vermiştim aslında. Ama en güzeli de esas şimdi başlıyor, hadi gelin.

Edinburgh’u ilk kez görenlerin çoğu bakışlarını kaleye, Royal Mile’ın ihtişamına ya da sisli tepelerin romantizmine sabitler. Oysa şehrin asıl hikâyesi, ana caddelerin hemen arkasında, daracık taş geçitlerde fısıldanır. İskoçya’ya özgü bir kelime olan close, Edinburgh’un Old Town dokusunu anlamanın anahtarıdır. Bunlar yalnızca sokaklar değildir; geçmişle bugün arasında açılmış sessiz yarıklardır.

Royal Mile boyunca yürürken bir anlığına sağa ya da sola saptığınızda, kendinizi yüzyıllar öncesine açılan bir kapının eşiğinde bulabilirsiniz. Close’lar genellikle dar, dik ve karanlıktır; bazıları yalnızca iki kişinin yan yana geçebileceği genişliktedir. Yukarı doğru yükselen taş duvarlar, gökyüzünü ince bir şerit hâlinde bırakır. Bu mimari rastlantı değildir. Orta Çağ Edinburgh’unda şehir surlarla çevriliydi ve büyümenin tek yolu yukarı ya da içe doğruydu. Close’lar, bu zorunluluğun taşlaşmış hâlidir. Şehrin tarihini bilmeden dolşırsanız sadece dar sokaklar görürsünüz, eski bir şehir için çok sıradandır aslında bu daracık sokaklar. Ama tarihi bilerek dolaştığınızda sizi eski zamanların en basit stratejisine götürür: Öldür ya da öl!

Her close’un bir adı ve bir hikâyesi vardır. Mary King’s Close, belki de en ünlüsüdür. Bugün yerin altına gömülmüş gibi duran bu geçit, veba salgınları, terk edilmiş evler ve hayalet anlatılarıyla anılır. Ancak burayı asıl ürpertici kılan, efsaneler değil, gerçek insanların burada yaşamış olmasıdır. Dar odalar, karanlık merdivenler ve gün ışığını nadiren gören pencereler, 17. yüzyıl şehir yaşamının ne kadar sert olduğunu sessizce anlatır.


Mary King's Close inanılmaz bir gizem. Genelde her karışını ücretsiz gezdiğim Edinburgh'un nadiren paralı olan yerlerinden birisidir bu Close. Ben Erika ve Deborah ile daha küçük bir geziyi yakınlarda yaptığım için buraya gitme gereği duymamıştım. Ama bu videoyu internetten sizin için buldum. Videodan da göreceğiniz gibi, yerin üzerindeki hayat yerin altında ve penceresiz olarak var. Evet, penceresiz, karanlık, nemli ve soğuk...

Buna karşılık Advocate’s Close, Edinburgh’un kartpostallık yüzünü sunar. Bir anda açılan manzarasıyla Scott Anıtı’nı çerçeveleyen bu geçit, fotoğrafçıların ve meraklı gezginlerin favorilerindendir. Burada geçmiş, ürkütücü değil; zarif ve dingin bir biçimde karşınıza çıkar. Taş basamaklardan aşağı inerken, bir zamanlar avukatların, yargıçların ve entelektüellerin bu yolu kullandığını bilmek, mekâna farklı bir ağırlık kazandırır.

Advocate’s Close

Close’ların en büyüleyici yönlerinden biri, sıradan hayat ile tarihin iç içe geçmiş olmasıdır. Bakehouse Close buna iyi bir örnektir. Bugün sakin ve neredeyse mütevazı görünen bu geçit, bir zamanlar fırınların, küçük atölyelerin ve günlük ticaretin kalbiydi. Hatta modern televizyon dizilerinde Orta Çağ Avrupa’sını canlandırmak için kullanılmıştır. Çünkü burada dekor yoktur; taşların kendisi sahnedir.

Bakehouse Close

Edinburgh close’larında yürürken zaman algısı değişir. Ayak sesleri yankılanır, rüzgâr dar geçitlerde yön değiştirir ve şehir gürültüsü bir anda kesilir. Bu anlarda, Edinburgh’un yalnızca bir başkent değil, katman katman bir hafıza mekânı olduğunu hissedersiniz. Her close, yukarıdaki görkemli caddelerin gölgesinde kalmış bir mikro evrendir. 

Belki de bu yüzden close’lar aceleye gelmez. Hızlıca girilip çıkılacak yerler değildir. Bir an durup taş duvarlara dokunmak, yukarı bakıp pencereleri saymak, isim levhalarını okumak gerekir. Çünkü bu geçitler, Edinburgh’un kendini en dürüst biçimde anlattığı yerlerdir. Ne tamamen turistik ne de tamamen gizli… Tam sınırda dururlar. 

Edinburgh’u gerçekten tanımak isteyenler için close’lar bir davettir: Ana yolu terk etmeye, bilinmeyene sapmaya ve şehrin kalp atışını dinlemeye yapılan sessiz bir davet. Eğer bir gün Royal Mile’da yürürken dar bir taş geçit dikkatinizi çekerse, tereddüt etmeyin. O close, sizi yalnızca başka bir sokağa değil, başka bir zamana da götürebilir.

Beni de başka bir zamana götüren bu close'lara kendimi öyle bir kaptırmışım ki, yemek yemeği unutup bayılmak üzereyken kendimi bir otobüs durağına zor attım. Yağmurdan da kaçıp kuru bir yere sığınmam gerekiyordu zaten, durakta hızlı hızlı yemeğimi yiyip eve döndüm ki, biraz dinlenip o büyülü akşama hazırlanayım...


Bir kaç gün önce inanılmaz bir rüzgarlı hava vardı ve ışık gösterisinin o günkü ziyareti iptal edilmişti. Merakla beklediğim bir akşam olduğundan haberleri kontrol edip duruyordum. Neyse ki her şey yolundaydı ve azaltılmış otobüslerin birini yakalayıp o güzel Inverleith mahallesine doğru yola koyuldum.

Ama hikayenin devamını yarın okuyalım zira close'ları yazmak baya zamanımı aldı.

23 Aralık 2025 Salı

23 Aralık - Old Town & Underground Tour

23 Aralık 2025 Salı 0

 Ah sıcak su torbası nasıl iyi geldi anlatamam. Ayrıca genel olarak evde yalnızım ve buzdolabı minik de olsa yalnız olduğum için yeterli ve malzemeler de gayet çeşitli. Her ne kadar Cathy ve David’i çok sevsem de sabah kahvaltısında gevrek, süt yemekten gına gelmişti. Gidip yumurta ve peynir alarak çeşitlendirdiğim kahvaltı, en az 20 çeşitten oluşan Türk kahvaltısını aramama neden oluyordu. Burada da kendime resmen ziyafet çekiyorum. Ama ev Susanne varken ve özellikle geceleri buz gibi. Açmamı istemiyor, çünkü ısınma çok masraflıymış. Haklı olabilir, çünkü bunun benzerini de David söylemişti daha önce.

Çatı katında olduğum için tavandan yana sıkıntılı olduğumu anlatmıştım. Aşağıda boş bir oda var, oraya geçip geçemeyeceğimi sordum Suzanne’a, geçebileceğimi söyledi. Derhal bavulumu topladım, yatak çarşaflarımı söküp aşağıdaki yatağa geçirdim. Yeni odam eski odama göre biraz daha küçük, ama pencereleri daha büyük. Tuvaleti ve banyo kullanmak için yine bir üst kata çıkıyorum. Dolayısıyla banyo malzemelerimi yukarıda bırakmamda herhangi bir sorun olmadı. Aşağıdaki oda dolap açısından biraz yetersiz ama kesinlikle önemli değil, ayrıca televizyonda var. Bu iyi bir şey. Hepsinden daha iyi olan da çatı katında o inanılmaz rüzgâr sesini duyduğum ve çok daha soğuk olan odadan en azından biraz daha sıcak bir odaya geçtim.

Geçiş işlemimi tamamladıktan sonra, Erika ve Deborah Ike birlikte dehliz turunu gerçekleştirmek üzere old town’s doğru yola çıktım. Normal zamanda yüzüne bakmayacağım bir tur, itiraf edeyim ama evin içi ile dışı aynı derecede olunca en azından hareket ederim diye katıldım bu tura.


Hatırlarsanız eğer, Edinburgh için dünyadaki neredeyse ilk gökdelenlerin görüldüğü şehir olarak bahsetmiştim. Bir yerden sonra yukarı doğru gidemedikleri için artık aşağıya doğru gitmeye başlamışlardı ve fakir halkı bu aşağıya doğru inen apartmanların penceresiz odalarında yaşıyorlardı. İşte bugün gittiğim tur da bu evlerden bir tanesini bize gezdirmişti. 

Evet, kalınan evlerin odalarında bir tane bile pencere yok. Sadece yerin altındaki havalandırmayı sağlayan ufak bir havalandırma borusu veya pencere diyebileceğimiz bir delik var. Asla unutmaması gereken bir konuda, Edinburhg deniz kenarı olduğu için her daim nemli oluşu. Bu nem de yerin altında yaşayan insanların kaldıkları odaların tavanında, duvarında, kısaca her yerde ıslaklık vardı. Bu insanların nasıl sağlam kaldıklarını, ciğerlerinin nasıl üşümediğini, hasta olmadıklarına gerçekten hayret ediyorum. 


Ha değdi mi? Bilmiyorum açıkçası. Ben pek etkilenmedim. Neden bilmiyorum Ama, penceresiz evlerde yaşayan insanların odalarını görünce neden hayretlere düşmediğimi ben de anlamıyorum. Bu durumun biraz daha uzun olarak anlatıldığı Mary King’s Close dedikleri yerde var. Aslında ben esas bu turu istiyordum ama bu tür biraz daha pahalı, yaklaşık 25 pound civarında. Doğru bilgiye de ulaşamadım hani 25 pound az para da değil, o kadar para verilebilir mi verilemez mi konusunda şüphelerim vardı. İnsanlar da biraz diğer insanları aldatır pozisyonda oluyor genel olarak. Beğenmedikleri ama o kadar para verdikleri bir etkinliği veya turu başka insanlar da mahvolsun diye çok güzelmiş gibi tavsiye ediyorlar. Bilmiyorum aklımda kaldı biraz içimde kaldı o an bu gittiğim tur da Mary King Close turunun biraz ufaltılmış hali gibiydi.

 
◄Design by Pocket