10 Ocak 2026 Cumartesi

10 Ocak - Dia duit Baile Átha Cliath! (Merhaba Dublin!)

10 Ocak 2026 Cumartesi

 Of anlatacağım çok şey var. Başlayalım bakalım. Sabah erken saatte evden ayrılıp havaalanına vardım. Gelmişken de gözlemleme şansım oldu. Normalde elinizde valizinizle deske gidip bavulunuzu tartarlar ve hemen yanda bulunan kayan banta bavullarınızı yerleştirip uçağa gönderirler değil mi? Edinburgh Havaalanında öyle değil işte. Tamamen kendilerine özgü bir mantığı var. Evet, yine deske gidiyorsunuz, bavulunuzun ağırlığına bakıp nereye gideceğine dair barkodu yine bavulunuza yapıştırıyorlar ancak bavulu tekrar size veriyorlar ki kayan banda bavulunuzu elinizle siz yerleştiriyorsunuz. Bu bilgiyi bir yerde bulundurun.

Bir diğer bilgi de Türk vatandaşları için. Ola ki Ryan Air ile İngiltere/İskoçya üzerinden İrlanda'ya gitmeye karar verdiyseniz elektronik biletin yanı sıra o biletin çıktısını da istiyorlar. Neden bilmiyorum ama kağıda basılı halini görmek istedikleri biletin üzerinde yazıyor.

Şimdi de Havaalanına nasıl gidilir, havaalanından nasıl şehre gidilir, size onu anlatacağım. Aslında çok kolay. Bunun iki yolu var. Birincisi tram. Ocean Terminal gezimde tramı anlatmıştım size. Elinizde Ridacard varsa, binmeden önce aktive etmeyi unutmuyoruz. Büyük ihtimalle olmayacaktır, o nedenle alana inip tramvaya binerken bilet alacağınızı varsayarak bir kaç seçenekten bahsetsem iyi olacak: Platformlardaki bilet makinelerinden alabilirsiniz, Lothian'ın mobil uygulamasından kullanım öncesi alabilirsiniz, web sitesinden de aynı şekilde alım yapılıyor ve son olarak da temassız ödeme seçenekleri var ancak tek kişi için olunca temassız ödeme daha kolay oluyor. bilet fiyatı 9,5 pound.

Diğer yol da otobüsler. 100 nolu hat şehir merkezinden (Waverley Train Station yanı) her 10 dakikada bir kalkıyor ve görmemenizin imkanı yok. Bir diğer hat da o hat üzerinde oturanlar/oteli olanlar için daha kullanışlı, merkeze inmeden gitme şansınız var. Önceden 200 ve 400 nolu hattı adı, şimdi 17 ve 18 olmuş. Bu otobüslere de temassız kredi kartınızla veya ridacardla binebilirsiniz.

Bilgilendirme tamamlandı.

Ryan Air çok güzel beee. Her şeyden kısmışlar, uçak içinde su bile paralı, koltuklar dar, bagajsız sehayat edersen yok paraya her şey. Biz de abidik gubidik saatlerden alıp 19,99 pounda Dubline uçtuk. 19,99! Mc Donald's menüsü 10 pound falan ona göre kıyaslayın. Air BnB'den de merkesi bir yerde odamızı kiraladık, ki her yere yürüme mesafesindeydi. Otobürtü taksiydi hiç uğraşmadık. 

Erken saate indiğimiz için bize de bolca zaman kalmıştı. Havaalanından evin olduğu yerin çok yakınına alandan kalkan otobüsler var ve (Dublin Express) tek yön 10 euro, 9 gün geçerli gidiş dönüş bileti de 15 euro. Biletinizi sakın atmayın ki dönüşte de kullanırsınız.

Yerleşip hemen yola koyulduk. Edinburgh'tan gelirken öğle yemeğimiz için sandviçlerimizi de hazırlamıştık zaten. İkl gün ziyaretlerimiz Christ Church Cathedral, Molly Malone Statue, St. Patrick Cathedral, St. Patrick Parkı (dinlenmek için), Chester Beatty, Liberties of Christ Church, Grafton Street,  St. Stephen's Green Park, St. Stephen's Shopping Center şeklindeydi.

Christ Church Cathedral, iki ortaçağ katedralinden en eski olanı (diğeri St. Patrick Cathedral) ve yapım tarihini yaklaşık olarak 1030 yılı diyebiliriz. 

Giriş ücreti 11,5 euro olduğundan, gezeceğimiz çok kilise/katedral var ve hepsinin girişi ücretli olduğundan, içleri de aşağı yukarı hep aynı olduğundan, bir St. Paul Cathedral olmadığından, içindeki mumyalanmış kedi ve fare de ilgimizi çekmediğinden biz girmeyi tercih etmedik.


Böyle güzel bir bahçeyi yürüyerek geçip ardından Molly Malone Statue'ye geldik. Molly Malone aslında İrlanda'nın Dublin şehrinde geçen ve şehrin gayri resmi marşı haline gelen bir şarkı. Şarkıda, Dublin sokaklarında geçimini sağlayan ve genç yaşta ateşli hastalıktan ölen bir balıkçı kadının kurgusal öyküsünü anlatıyor. Ait olduğu heykel de 1988'de yapılmış. Heykel, Molly'yi 17. yüzyıl kıyafetleri içinde, uzun bir gömlek, üst etek ve yünlü bir korse giymiş iri göğüslü genç bir kadın olarak tasvir ediyor ki memintoları iffetli erkeklerin ellerini sürtmeleri, ovmaları, okşamaları nedeniyle parıl parıl parlıyor. Şans için canım, yoksa başka neden olsun ki?


Ardından Dublin'in bir diğer eski katedrali olan St. Patrick Cathedraline yine dışından bakmak için uğradık. Birbirinden çok uzakta değiller, sadece 400 metre uzaktalar. Bu Katedralin de 1191 yılında inşası başlamış, görüntüsü ile yılı karşılaştırdığımızda insanlar neler neler yapmış diye kendisine hayran bırakan bir yapıydı.


Güzel bahçesinden geçip (St. Patrick Park),


Chester Beatty Kütüphanesine (Müzesi) ulaştık. Chester Beatty, Amerikalı madencilik devi ve hayırsever bir kişi olup İrlandanın fahri vatandaşı olarak tanınır. Kütüphanenin en önemli özelliği, hem Eski hem de Yeni Ahit'te önde gelen araştırma kaynaklarından biri oluşu ve dünyanın dört bir yanından gelen en önemli tarihi eser ve el yazması koleksiyonlarından birine ev sahipliği yapmasıdır. Tam dört ayrı koleksiyona sahip bir kütüphane: Ermenice, Kilise Slavcası, Kıptice, Ge'ezce, Yunanca, Latince ve Süryanice yazılmış İncil metinleriyle, el yazması, nadir kitap ve Eski Usta baskı ve çizimlerini barındıran Batı Koleksiyonu, 




Arapça, Farsça, Türkçe, Kur'an ve Babür Dönemi Hint Koleksiyonları arasında bölünen İslami Koleksiyonlar,



Klasik Fars şairlerinin çeşitli minyatürlerini ve el yazmalarını içeren Farsça Koleksiyon; oyma enfiye şişelerinin en kapsamlı koleksiyonunun bulunduğu Doğu Asya Koleksiyonları. Kesinlikle gidilip görülmesi gereken bir kültür birikimi.




Ardından kısa bir Liberties Of Christ Church yapıp,  


Dublin'in en ünlü iki caddesinden biri olan Grafton Street'e doğru yola koyulduk. Bu ünlü cadde, müzik gruplarının çıkış noktası olarak ün kazanmış ve U2 grubunun solisti Bono'ya ev sahipliği yapmış.


Glasgow'daki Buchnan Street gibi, canlı, ışıltılı, lüks ve kalabalıktı.

Grafton Street'in hemen yakınındaki St. Stephen Green Shopping Center'a da Agatha yönlendirdi beni. İçerisi tamamiyle cam kubbenin altında yer alan mağazaları ile aydınlık bir alışveriş merkeziydi, tabi benim için bir wc molası oldu.


Alt katında yer alan Marvel mağazasına hayran kaldım.




Dönüşte kiraladığımız evin nimetlerinden yararlanmak üzere bolca mikrodalga yemeği, sandviç ekmeği, peynir, salam, tavuk, mısır alıp Harry Potter gecesi yaptık.


 Ev sahibimizle aynı evde kalıyoruz ama çocuk bizi hiç rahatsız etmiyor. Görünmez adam gibi evin içersinde dolaşıyor bizi rahatsız etmemek için. Ocağın nasıl yakılacağını sormak için evde köşe kapmaca oynadık kendisiyle. Avrupa'daki evlerde ve otellerde çok hijyen aramayın. Ben mesela yatak çarşafının değişmediğini, bir önce yatan misafir sonrası çarşafın kokusundan anladım. Çok tedirgin olarak uyudum, maalesef o saatten sonra yapabileceğim bir şey yoktu.









0 yorum:

 
◄Design by Pocket