14 Ocak 2026 Çarşamba

14 Ocak - Makars Mash Bar & Nosferatu

14 Ocak 2026 Çarşamba

 Bir restoran düşünün, rezervasyonları 2 hafta öncesinde doluyor... Çünkü bahsettiğim yer Edinburgh’un kalbinde etin ve patatesin en iyi hâlini bulacağınız Makars Mash Bar.

 Edinburgh’un tarihi Old Town bölgesinde, Royal Mile’a birkaç adım mesafede yer alan Makars Mash Bar, İskoç mutfağının en mütevazı ama en karakteristik lezzetlerinden birini merkeze alıyor: patates püresi. Ancak burada söz konusu olan, alışıldık bir “yan yemek” değil; başlı başına bir gastronomi deneyimi. Patatese saygı duruşu yaptıran bu restoranın felsefesi oldukça net: yerel ürün, basit tarif ve güçlü lezzet. 

Menüde yer alan patatesler İskoçya’nın farklı bölgelerinden, mevsimine göre özenle seçiliyor. Klasik tereyağlı ve kremalı pürelerden, sarımsaklı, hardallı ya da cheddar peynirli alternatiflere kadar uzanan geniş bir püre yelpazesi sunuluyor. Her püre, üzerine eklenen soslar ve ana yemeklerle birlikte adeta yeniden yorumlanıyor. Sosis, haggis, köfte, vejetaryen seçenekler ve zengin gravy soslarıyla tabaklar hem doyurucu hem de rafine bir hâl alıyor.

İskoç mutfağıyla ilk kez tanışacaklar için Makars Mash Bar son derece güvenli ve keyifli bir başlangıç noktası. Özellikle haggis denemek isteyen ancak tereddüt eden ziyaretçiler için, haggis’in patates püresi ve soslarla dengelenmiş hâli oldukça yumuşak bir geçiş sunuyor. Vejetaryen ve vegan seçeneklerin de menüde güçlü bir şekilde yer alması, mekânı her damak zevkine hitap eden kapsayıcı bir restoran hâline getiriyor.

Makars Mash Bar’ın atmosferi de en az menüsü kadar davetkâr. Taş duvarlar, ahşap masalar ve sade dekorasyon, Edinburgh’un tarihi dokusuyla uyumlu bir sıcaklık yaratıyor. Turistlerin yanı sıra yerel halkın da sıkça tercih etmesi, mekânın samimiyetini ve kalitesini doğrulayan önemli bir gösterge.

İşte adını gezi araştırmalarımı yaparken sıkça duyduğum bu restorana gitme zamanımı hay huyun azaldığı, zamanı içime sindirerek yaşadığım döneme denk getirmek istedim. Garsonun tavsiyesine uyarak funda balı ve şalgam püresi eşliğinde dana-kuzu karışık et ve klasik tereyağlı patates püresi, yanında sorbet ve beni fazla çarpmasın diye alkol oranı görece düşük Stewart’s Session IPA sipariş ettim.

Şimdi... Hayatımda yediğim en güzel et diyemem ancak, İngiliz/İskoç kültürüne göre hayatımda yediğim en güzel et diyebilirim. Dışı hafif kıtırlanmış, içi ilik gibi bir etten bahsediyoruz. Patates püresinin tereyağı gerçekten imza püre yapacak kadar güzeldi. Etleri genelde kanlı bırakıldığından o bildik et tadının yanı sıra aldığım kanlı ve kokulu tad şükür ki bu ette yoktu. O yüzden güzel bir deneyim yaşamak adına gidilmesini tavsiye ederim.

Yemeğim bitince klasik old town turumu tamamlayıp,


Eve döndüm. Akşam yemekten sonra Agatha ile OMNI Centre'deki sinemaya Nostferatu'yu izlemeye gittik.

Hayatımda izlediğim en saçma sapan ve iğrenç seslerde dolu bir filmdi. İkimiz de kibarlıktan birbirimize gidelim diyemeden baya bi izledik. Burada film araları da yok, konuşamıyoruz da. En sonunda Agatha'ya seni dışarıda bekliyorum deyince ay dur ben de geliyorum demesiyle onun da filmi sevmediğini anladım. Onlarca kere özür diledi, kuzum sen nerden bileceksin ki böyle kötü bir çekim olacğını dedim. Kötüydü ya...

0 yorum:

 
◄Design by Pocket