İnanın adını yazmak da uzun, tırmanmak da. Blackford tepesi, Arthur’s Seat kadar olmasa da dümdüz olan Edinburgh için yine yüksek sayılabilecek bir yüksekliğe sahip olan bir tepe.
164 metre yükseklikteki bu tepe ve çevresi, 149 dönümlük bir alanı kaplıyor ve bu geniş alanın girişi emin olun ki sanki sıradan bir parka girer gibi yapılmış. Sağ tarafta işte bu videosunu çektiğim göl var ve gölün yanından oldukça dik bir biçimde tırmanan yokuş, ardından daha dik bir yokuş, sonra allahım benim burada ne işim var dedirten bir sessizlik, o ses neydi diye tırsışla geçen yürüyüşüm şöyle bir tepe ile sonlandı:
Bir an ıssız ve sessiz bir yoldan tek başıma yürüdüğüm için bunun sonu nereye varacak, biri beni bir ağaç altına çekip keser mi, tecavüz mü eder gibi düşünceler basmıştı beni. Ancak bu tür kötü düşünceler tamamen orta doğu cehaletindeki bir ülkeye sahip olmakla ilişkili. Hayır, kimse sana birşey demiyor, kimse sana birşey yapmıyor. İnsan gibi gidip geliyorlar. Zaten tepeye tırmandığınızda enfes Edinburgh manzarasının yanı sıra bisikletle gelen, köpeğini yürüyüşe çıkaran, koşu yapan bir sürü insan görüyorsunuz.
Maalesef bu güzel doğa harikasında benim aklımda kalan travmatik düşünceler olmuştu. Kadının ne çok yükü var… Ne çok….
0 yorum:
Yorum Gönder