İşte ben de buradaki son cumartesi günümü nasıl geçirdiğimi anlatıyorum şimdi….
Sabah güzelce kahvaltımı yapıp sandviçimi ve termosumu alıp Union Canal tarafına gittim. Kanal, 1822’de Falkirk'ten Edinburgh'a uzanan ve özellikle kömür olmak üzere madenleri başkente taşımak için inşa edilmiş bir kanal aslında, zamanla demiryolunun kullanımının artmasıyla değerini kaybetmiş ve şimdilerde eğlence, yürüyüş ve bisiklet yolları olarak kullanılıyor.
Üff cennet cennet diye yürüdüm.
Ardından kanal turum bittiğinde saat yaklaşık olarak 12 olmuştu ve eve gidip napcam ya diyerek Princes Street’e gelmiştim. O anda yapılacak en saçma şey neyse ona karar verdim ve evin kendi hatlarından biri olan Gorebrigde hattının sonuna kadar gitmeye karar verdim. Ne mana? Haklısınız. Yol nerdeyse 1 saat sürüyordu ve ben evlere, manzaraya doyamadığım için yapmaya karar verdim. Geze geze (bana göre tabi) son durağa kadar gittim, inip kasabada bir tur atıp geldiğim otobüsle geri döndüm. Tabi bu arada kasabaya bakma şansım oldu. Parkları, kafeleri, pubları, veteriner hekimleri, mağazaları ile asla kasaba demeyeceğim güzellikte bir yermiş meğerse Gorebrigde.
Aynı akşam yine kurstaki Kathyrn hocamız sağolsun blind date gibi yine başka bir eve yine o olmadan davet edilmiştik. Bu seferki ailemiz de Craig ve Kirsty’nin eviydi, yine kilisede tanışmıştık. Bu akşamki toplanma amacımız da Burns Night idi.
The Writers’ Museum ziyaretimde kendisine ayrıntılı bilgi verdiğim İskoçyanın gelmiş geçmiş en ünlü şairi vardı, Robert Burns. 25 Ocak onun doğum günü ve İskoçya’da ulusal bir gün olarak kutlanıyor. İşte bizim de toplanma amacımız, ben 25 ocakta ayrılacağım için gitmeden bu geceyi yaşamamı istemeleri idi. Çok kalp…
Burns Night nedir, önce onu kısaca anlatayım. Şairin ölümünün 5. yılında Burns’ün yaşadığı evde aslında ölüm yıldönümünde başlandı ancak zamanla doğum günü tarihi olan 25 ocağa çevrildi. Bu gecede yapılanlar, şairin çoğu şiirinde yer bulan Haggis’in tartan giyilerek, gayda eşliğinde veya o çok ünlü olan hogmanay’de de söylenen Auld Lang Syne şarkısı eşliğinde söylenerek yenilmesi ve elbette viski ile içilmesidir.
İşte biz de Agatha, Daniela, ben, adını hatırlayamadığım Polonyalı ve Japon bir kızla birlikte bu gece için buradaydık. Bizim dışımızda 2 aile dostları da vardı.
Çocuklar olduğu için viski haricindeki tüm gereklilikleri yerine getirdiğimiz bir akşam oldu. İskoç diline dair kelime tahmin etme oyunu, kelime bulma oyunu, iskoç şiirlerini okuma yarışması ve 5 farklı ülkeden 5 farklı kızın olduğu bir ortamda herkesin kendi dilinden bir şiir okumasını istediler.
Öncelikle şu aksanı dinlemenizi istiyorum. Ne kadar farklı geliyor kulağa değil mi? Challenge level Asian gibi.
Ben hangi şiiri okudum kısmına gelirsek, Nazım Hikmet’i seçtim.
Seni düşünmek güzel şey,ümitli şey,dünyanın en güzel sesindenen güzel şarkıyı dinlemek gibi birşey...Fakat artık ümit yetmiyor bana,ben artık şarkı dinlemek değil,şarkı söylemek istiyorum...
Çok güzel ve çok farklı bir gece oldu benim için.




0 yorum:
Yorum Gönder