Gece boyu uyanıp rüzgarı kontrol ettim korkudan 😁😁 Çok şükür aslında 23 civarı yavaşlamıştı ama ya yavaşlamasaydı?!
Sabah erken kalkıp sıkıca kahvaltımı ettim. Bavullarımı Cathy'nin yardımıyla indirip 23 kiloluk bavul, 8 kiloluk kabin bagajı ve geri kalan her şeyimi koyduğum kişisel çantam da bir 10 kilo vardı neredeyse ve eve iki durak mesafesi olan havaalanına giden otobüs durağına ulaşana kadar bayılmak üzereydim neredeyse. Hani otobüsü kaçırırsam sıçtım, erken çıksam da bazen 5 dakika kalan zaman bir anda yol açık olduğu için güncellenip 1 dakikaya iniyor. Yetişcem diye acele ettikçe nefes nefese kaldım o ağır bavullarla.
Dublin gezisinden öğrendiğimiçin, konurdan geçince bavullarımı kayan banda bırakıp hemen duty-free'ye koştum. Black friday falan hak getire, esas indirim ocak ayında arkadaşlar! Çoğu parfümün 19,99 pounda indiğini görünce kaptım 5 parfüm, anama ve kendime. Vakit doldu, uçak kalktı ve ver elini Amsterdam!
Şansıma indiğim zaman alan gayet boştu ve kontrol noktasından çabuk geçtim. Nereden geldin, nereye gideceksin, ne kadar kalacaksın sorularından sonra Schiphol Havaalanından otelimin bulunduğu Wibautstraat'a gitmek için kiosklardan bilet aldım.
Bunu da şöyle yapıyorsunuz, en azından gidiş yolunu anlatayım. Benim bir sonraki seyahatim Belçika'ya otobüsle olacağı için tek yön bilet aldım. En bilinen yol, merkeze (Centaal) gidip oradan otobüs veya metroya binmek. Alandan çıkınca zaten ana bir istasyona varıyorsunuz. Metronun adı ya Spinter ya da Intercity oluyor, bana denk gelen Spinter oldu. Tertemiz ingilizce'den karma karışık Dutch diline geçince bir afalladım açıkçası ve gitmem gereken hattı bir an bulamayıp biraz yüksek sesle söylendim, "NE BOK YİYCEM LAN BEN ŞİMDİ!" diye. İşte Amsterdam'ın en güzel özelliği, iki adımda bir Türk'e denk gelmeniz ve bir arkadaş, "Abla nereye gitcen?" diye yardıma yetişti. Okuyamadığım için telefonumdaki adresi gösterdim ve işte bu taraftan diye gösterdi.
Merkeze inince de, metroyu, tramvayı ve otobüsü kullanmak için GVB app'ı indirmiştim. Ben 3 gün kalacağım için saat hesabı veya gün hesabı yaparak sınırsız kullanacağınız biletleri alabiliyorsunuz. Bir barkod geliyor size ve her toplutaşıma aracına binerken ve inerken okutmanız gerekiyor.
The Social Hub'da kaldım ben. İnanılmaz beğendim açıkçası. Sanki özel yurt gibi, öğrencilerle dolu, yemek, çalışma, oyun, sosyalleşme alanları olan bir oteldi.
Metrodan çıkınca 4-5 dakika yürüyerek varabildiğiniz bir konumda, karşısında da ALDI ayarında olan ve aradığınız her şeyi bulabileceğiniz Albert Heijn var, daha ne olsun?
İlk akşam biraz yol yorgunu olduğum için yalnızca yiyecek malzemelerimi alıp odama döndim ve yarın için it gibi bir yürüyüşe hazırdım artık.


.jpeg)



0 yorum:
Yorum Gönder