25 Ocak 2026 Pazar

25 Ocak - Goodbye Edinburg, Hej Amsterdam!

25 Ocak 2026 Pazar 0

 Gece boyu uyanıp rüzgarı kontrol ettim korkudan 😁😁 Çok şükür aslında 23 civarı yavaşlamıştı ama ya yavaşlamasaydı?!

Sabah erken kalkıp sıkıca kahvaltımı ettim. Bavullarımı Cathy'nin yardımıyla indirip 23 kiloluk bavul, 8 kiloluk kabin bagajı ve geri kalan her şeyimi koyduğum kişisel çantam da bir 10 kilo vardı neredeyse ve eve iki durak mesafesi olan havaalanına giden otobüs durağına ulaşana kadar bayılmak üzereydim neredeyse. Hani otobüsü kaçırırsam sıçtım, erken çıksam da bazen 5 dakika kalan zaman bir anda yol açık olduğu için güncellenip 1 dakikaya iniyor. Yetişcem diye acele ettikçe nefes nefese kaldım o ağır bavullarla. 


Bu senelik son Edinburgh fotoğrafım... 💕💕

Dublin gezisinden öğrendiğimiçin, konurdan geçince bavullarımı kayan banda bırakıp hemen duty-free'ye koştum. Black friday falan hak getire, esas indirim ocak ayında arkadaşlar! Çoğu parfümün 19,99 pounda indiğini görünce kaptım 5 parfüm, anama ve kendime. Vakit doldu, uçak kalktı ve ver elini Amsterdam!




Şansıma indiğim zaman alan gayet boştu ve kontrol noktasından çabuk geçtim. Nereden geldin, nereye gideceksin, ne kadar kalacaksın sorularından sonra Schiphol Havaalanından otelimin bulunduğu Wibautstraat'a gitmek için kiosklardan bilet aldım.


Bunu da şöyle yapıyorsunuz, en azından gidiş yolunu anlatayım. Benim bir sonraki seyahatim Belçika'ya otobüsle olacağı için tek yön bilet aldım. En bilinen yol, merkeze (Centaal) gidip oradan otobüs veya metroya binmek. Alandan çıkınca zaten ana bir istasyona varıyorsunuz. Metronun adı ya Spinter ya da Intercity oluyor, bana denk gelen Spinter oldu. Tertemiz ingilizce'den karma karışık Dutch diline geçince bir afalladım açıkçası ve gitmem gereken hattı bir an bulamayıp biraz yüksek sesle söylendim, "NE BOK YİYCEM LAN BEN ŞİMDİ!" diye. İşte Amsterdam'ın en güzel özelliği, iki adımda bir Türk'e denk gelmeniz ve bir arkadaş, "Abla nereye gitcen?" diye yardıma yetişti. Okuyamadığım için telefonumdaki adresi gösterdim ve işte bu taraftan diye gösterdi.

Merkeze inince de, metroyu, tramvayı ve otobüsü kullanmak için GVB app'ı indirmiştim. Ben 3 gün kalacağım için saat hesabı veya gün hesabı yaparak sınırsız kullanacağınız biletleri alabiliyorsunuz. Bir barkod geliyor size ve her toplutaşıma aracına binerken ve inerken okutmanız gerekiyor.

Bu kadar basit...

The Social Hub'da kaldım ben. İnanılmaz beğendim açıkçası. Sanki özel yurt gibi, öğrencilerle dolu, yemek, çalışma, oyun, sosyalleşme alanları olan bir oteldi.


 Metrodan çıkınca 4-5 dakika yürüyerek varabildiğiniz bir konumda, karşısında da ALDI ayarında olan ve aradığınız her şeyi bulabileceğiniz Albert Heijn var, daha ne olsun?

İlk akşam biraz yol yorgunu olduğum için yalnızca yiyecek malzemelerimi alıp odama döndim ve yarın için it gibi bir yürüyüşe hazırdım artık.

24 Ocak 2026 Cumartesi

24 Ocak - Eowyn Kasırgası

24 Ocak 2026 Cumartesi 0

 Gördük ebemizin .mını diyebilirim!




Gece üçte başlayan Eowyn fırtınası yüzünden evin çatısı uçacak, duvarları yıkılacak sandım. Cidden öyle bir fırnıta idi. Penceremden sabah bakınca, ALDI'nin otoparkının ilerisinde bululan ağaçların yarıya kadar yattığını gördüm. İşe gidiş olmayınca, Cathy'nin baktığı çocuklar da gelmemişti. Evin içinde sadece rüzgarın uğultusu, camlara rüzgarın şiddetiyle çatır çatır vuran yağmur sesi vardı.

Aslında çokça tedirgindim çünkü yarın uçuşum var ve ertelenirse naparım, kalabilir miyim diye sordum Cathy ve David'e. Çünkü öyle bir sistemleri var ki, bir öğrenci gidiyor, hemen yenisi geliyordu. Hallederiz, sen hiç telaşlanma dediler. İyi dedim... Sokağa atacak halleri yok Allahtan ama sevmediler mi valla "Git havaalanına, bişey olmaz" bile diyebilirlerdi.

Akşam haberlerde firtınanın hikayesini bolca dinledik. Saatte 100 km hıza varan rüzgar, Son 10 yılda yaşanılan en güçlü fırtına olmuş. Hakkını verdi yani.


Haberlerden sonra hep birlikte son fotomuzu çekindik. Molly, Cathy ve David... Bana 4 ay boyunca ev sahipliğinin yanı sıra ikinci anne-babalıklarını yapan insanlardı. Soğuk denilen halkın asla soğuk olmayan iki ferdi idi bu aile. Kızları Claire, torunları Lillie kalbimde her zaman bambaşka bir yere sahip olacaklar.




23 Ocak 2026 Cuma

23 Ocak - Edinburgh'a Vedam...

23 Ocak 2026 Cuma 0

 Normalde bu vedayı yarın gerçekleştirmem gerekiyordu ancak, telefonlara gelen ve kalbinizi yerinden söküp atan o uyarı sesi ile meteorolojiden gelen sesle yarın çok büyük bir fırtınanın geleceğini; uçak, otobüs ve feribot seferlerinin iptal olacağını, okulların bir günlük tatil edileceğini bildirdiler. Haliyle yarın evden çıkamayacaktım ve vedamı bugün etmeliydim. 

Kurstaki öğrencilerle, öğretmenim Tom'la ders sonunda vedalaşıp bu seyahatim için son kez OMNI Center'a gidip Hommies Pizza'da o bayıldığım pizzayı kendime ısmarladım: Ballı, jalapeno biberli ve pastırmalı. 

Normalde hocam Kathryn ile de yarın buluşacaktık ama her yerin kapalı olacağını söyleyip eğer uygunsam bugün buluşalım mı diye sordu, pizzamın sonuna geldiğim için 10 dakika sonra kursta olacağımı söyledim, OMNI'ye veda edip kursa varınca öğretmenler odasından Kathryn'i alıp ilk hocam Sarah ile de vedalaşıp Hanover Street üzerindeki Papii Limited'e uğradık. Birer kahve eşliğinde koyu bir sohbete daldık. Ülkemi, önceden nasıl olduğunu, şimdi nelerle uğraştığımızı, bir kadının ülkemde neler yapabildiğini, benim neler yaptığımı anlattım. Hafızasında dini bayramların anlatıldığı sunum günlerinde zaten Araplar Kurban ve Ramazan bayramlarını anlattıkları için benim ısrarla milli günleri anlatışımı, Atatürk'e bağlılığımı, cumhuriyet bayramının özellikle kadınlar tarafından çoşku ile kutlanmasını, Anıtkabir ziyaretlerinin nasıl kan kaynatan biçimde olduğunu çıkmayacak biçimde yer ettiğini söyledi bana. 

Gurur duydum...

Bir müslüman ülkede yaşana kadın olarak tüm dinlere açık oluşumu, Hristiyanlık hakkında bilgi sahibi olmak için öğrenme isteğimi de ayrıca takdir etti. Sen Orta Anadoluda böyle açık fikirli birini daha asla bulamazsın gülüüüüm...


 Hocamla vedalaştıktan sonra en en en sevdiğim Princes Street Garden'ıma gelip görüntüsünü bir kere daha aklıma kazıdım.

Ardından kısa bir Old Town turu yapıp,

Bana 4 ay boyunca ev sahipliği yapan, 45 yıllık ömürümün en güzel günlerini yaşatan, ayakları üzerinde duran bir kadının kendisine ettiği en güzel hediyene bir sonraki gelişime kadar veda ettim. Artık eve dönmeliydim zira rüzgar gittikçe hızlanmıştı ve hava yüzüme ve ellerime iğne gibi batmaya başlamıştı.

Eve döndüğümde Cathy en sevdiğim yemeği yapmıştı benim için. Bir viski eşliğinde yemeğimizi yedik, odalarımıza çekildik.


 Yarın tüm gün evde olacağımız için öğle yemeğim olacak olan mikrodalga yemeğimi almayı unuttuğumu hatırlayıp bir koşu ALDI'ciğime gidip geldim ve huzurlu, mutlu uykuma daldım.

22 Ocak 2026 Perşembe

22 Ocak - Sıra Geldi Benim Vedama...

22 Ocak 2026 Perşembe 0

 Bugün bir çılgınlık edip Edinburgh'un en zengin mahallesi olduğunu sandığım Dick Place'i yerinden eden bir yerin varlığını öğrenip oraya gittim: Belmond Drive. Öyle bir zenginlik ki sokağa orada oturanlar haricinde kimse giremiyor(muş), ben de gidince öğrendim 😅

Evlerin 2-3 milyon pounda satıldığı bir yer ki öyle evler var ki asla fotolarını göremiyorsunuz. Şöyle açıklayayım. İskoç emlak piyasasında daha önceden satılan evlerin iç mekanlarını adres girerek rahatça bulabilirsiniz. İnternet üzerinden satıldığı için, bir ev satışa çıktığında şu yılda şu fiyata satıldı diye görebilme şansınızın yanı sıra ne tür yeniliklerin de yapıldığı hakkında hem bilgi sahibi olabiliyorsunuz, hem de fotoğrafları silinmediği için daha önceki satış halinin ne olduğu hakkında bilgi sahibi olabiliyorsunuz.

Ama bu durum Belmond Drive için geçerli değil. Sanki özel bir klan gibi, tek bir evin satış bilgisi ve fotoğrafları var. 


O da bu ev, 2023 yılında 2,9 milyon pounda satılmış.


Şöyle bir kış bahçesi var ki, bu bahçe büyüklüğü benim kaldığım evin salon ve mutfağı kadar diyeyim size.

İçeri giremeyeceğimiz belli olup boyumuzun ölçüsünü aldıktan sonra beni her zaman kucaklayan Princes Street'ime geri döndüm.


Hediyeliklerimi aldım, gelenek olan magnet, fudge ve el yapımı çikolata. Yeterli bence.

Gelmişken son royal mile turumu attım.


Sokak müzisyenlerinden müziğimi dinledim, 


Sağa sola bakıp her yeri tekrardan hafızama kazıdım,


Evime dönüp yavaş yavaş bavulumu hazırladım 😔😔

Akşam da kızlarla buluşup veda yemeğimizi yedik. Erika bana kurutulmuş balık, ruj ve rimel almış, canım yaaa. Agatha birlikte çekildiğimiz fotoğrafları bastırıp verdi bana. Daniela da sağolsun benim yemek paramı ödeyerek jestini gösterdi.


Çok güzel bir Hint Restoranıydı, Yaduvanshi Authenic Indian Restaurant... Canongate yakınlarında, ulaşımı kolay, fiyatları ulaşılır bir restorant. Merak ettiğim türlü hint yemeklerinin ve içeceklerinin tadına bakma şansım oldu.

Bu kızlar da benim şansımdı. Kaldığım süre boyunca her biri her dakika yanımdaydı. Hepsini ayrı sevdim....

Artık kısa bir süre sonra eve dönüş sırası bende.


20 Ocak 2026 Salı

20 Ocak - The Scottish Parliament

20 Ocak 2026 Salı 0

The Royal Mile'ın sonunda, Holyrood Palace'ın tam karşısında yer alan, eski şehrin dokusunun oldukça zıddı olan bir bina, Parlamento Binası. Konum, mimari, tasarım ve inşaat şirkeleri nedeniyle yapımından itibaren İskoç halkı tarafından eleştirilmiş, max 40 milyon sterline yapılır dedikten sonra 414 milyon sterline mal olmuş. Eh, arada bir 10 kat fark olunca hak etmiş diye düşünüyorum. 


Size binayı nasıl anlatabilirim bilmiyorum. İçeri girdiğiniz anda aslında oldukça modern bir mimari ile karşılaşıyorsunuz. Ama her bölümde o kadar fazla imgelemeler var ki, bir yerden sonra ucu kaçıyor.


Mesela bu imgenin referans aldığı, aşağıdaki resimmiş.


Benziyor mu? Bence değil. Yok işte şurası iskoç denizinin dalgaları, yok burası buzda kayan insanlar falan filan. Gerekli miydi? Bilemem. Bana göre ağır referanslar sonuçta kakafoni yaratır.


Kendi sitesinden  rehberli tur için rezervasyon yaptırıp ücretsiz gezebiliyorsunuz. Kendi başınıza giriş yasak. Bir de elbette bir parlamento binası olduğu için güvenlik sıkı. Ben çantamda bulunan çatal için oldukça uzun bir açıklama yapmak durumunda kalmıştım. Bıçak olsa anlarım da birini çatallamak??


Eğer uzun süre kalacaksanız gidilebilir bir yer ancak kısa süreli seyahatler için ne gereği var efendim, gezilecek onlarca yer varken zamanınızı burada harcamayın derim.

Ah, bir de en güzel kısmı da hediyelik eşya mağazası. Kendi arılarının yaptığı balları alabilirsiniz. En azından sürdürülebilirliği güzel yapmışlar.

18 Ocak 2026 Pazar

18 Ocak - İşte Geldi Çattı Son Cumartesi

18 Ocak 2026 Pazar 0
Tamı tamına 3.5 dolu dolu ayımı burada, güzellikler, mutluluklar, huzur, eğlence, gezi ile geçirdim. Yıllar yıllar sonra hayatının en güzel dönemi nedir diye sorsalar hiç düşünmeden bu 4 ayımı söylerdim. İyi ki, iyi ki, iyi ki yapmışım. Her ne kadar birikimimin çoğunu buraya vermiş olsam da, bütçemde büyük bir delik açmış olsa da paramı ne için kazanıyorum ki? 

İşte ben de buradaki son cumartesi günümü nasıl geçirdiğimi anlatıyorum şimdi….

Sabah güzelce kahvaltımı yapıp sandviçimi ve termosumu alıp Union Canal tarafına gittim. Kanal, 1822’de Falkirk'ten Edinburgh'a uzanan ve özellikle kömür olmak üzere madenleri başkente taşımak için inşa edilmiş bir kanal aslında, zamanla demiryolunun kullanımının artmasıyla değerini kaybetmiş ve şimdilerde eğlence, yürüyüş ve bisiklet yolları olarak kullanılıyor.



Üff cennet cennet diye yürüdüm. 

Ardından kanal turum bittiğinde saat yaklaşık olarak 12 olmuştu ve eve gidip napcam ya diyerek Princes Street’e gelmiştim. O anda yapılacak en saçma şey neyse ona karar verdim ve evin kendi hatlarından biri olan Gorebrigde hattının sonuna kadar gitmeye karar verdim. Ne mana? Haklısınız. Yol nerdeyse 1 saat sürüyordu ve ben evlere, manzaraya doyamadığım için yapmaya karar verdim. Geze geze (bana göre tabi) son durağa kadar gittim, inip kasabada bir tur atıp geldiğim otobüsle geri döndüm. Tabi bu arada kasabaya bakma şansım oldu. Parkları, kafeleri, pubları, veteriner hekimleri, mağazaları ile asla kasaba demeyeceğim güzellikte bir yermiş meğerse Gorebrigde.


 Yol öyle uzundu ki otobüs şöförünün çiş molasını bekledik mesela 😃

Aynı akşam yine kurstaki Kathyrn hocamız sağolsun blind date gibi yine başka bir eve yine o olmadan davet edilmiştik. Bu seferki ailemiz de Craig ve Kirsty’nin eviydi, yine kilisede tanışmıştık. Bu akşamki toplanma amacımız da Burns Night idi. 

The Writers’ Museum ziyaretimde kendisine ayrıntılı bilgi verdiğim İskoçyanın gelmiş geçmiş en ünlü şairi vardı, Robert Burns. 25 Ocak onun doğum günü ve İskoçya’da ulusal bir gün olarak kutlanıyor. İşte bizim de toplanma amacımız, ben 25 ocakta ayrılacağım için gitmeden bu geceyi yaşamamı istemeleri idi. Çok kalp…

Burns Night nedir, önce onu kısaca anlatayım. Şairin ölümünün 5. yılında Burns’ün yaşadığı evde aslında ölüm yıldönümünde başlandı ancak zamanla  doğum günü tarihi olan 25 ocağa çevrildi. Bu gecede yapılanlar, şairin çoğu şiirinde yer bulan Haggis’in tartan giyilerek, gayda eşliğinde veya o çok ünlü olan hogmanay’de de söylenen Auld Lang Syne şarkısı eşliğinde söylenerek yenilmesi ve elbette viski ile içilmesidir.


İşte biz de Agatha, Daniela, ben, adını hatırlayamadığım Polonyalı ve Japon bir kızla birlikte bu gece için buradaydık. Bizim dışımızda 2 aile dostları da vardı. 


Çocuklar olduğu için viski haricindeki tüm gereklilikleri yerine getirdiğimiz bir akşam oldu. İskoç diline dair kelime tahmin etme oyunu, kelime bulma oyunu, iskoç şiirlerini okuma yarışması ve 5 farklı ülkeden 5 farklı kızın olduğu bir ortamda herkesin kendi dilinden bir şiir okumasını istediler.


Öncelikle şu aksanı dinlemenizi istiyorum. Ne kadar farklı geliyor kulağa değil mi? Challenge level Asian gibi.

Ben hangi şiiri okudum kısmına gelirsek, Nazım Hikmet’i seçtim.
Seni düşünmek güzel şey, 
ümitli şey, 
dünyanın en güzel sesinden 
en güzel şarkıyı dinlemek gibi birşey... 
Fakat artık ümit yetmiyor bana, 
ben artık şarkı dinlemek değil, 
şarkı söylemek istiyorum...
Çok güzel ve çok farklı bir gece oldu benim için. 

17 Ocak 2026 Cumartesi

17 Ocak - The Hermitage of Braid & Blackford Hill Local Nature Reserve

17 Ocak 2026 Cumartesi 0

 İnanın adını yazmak da uzun, tırmanmak da. Blackford tepesi, Arthur’s Seat kadar olmasa da dümdüz olan Edinburgh için yine yüksek sayılabilecek bir yüksekliğe sahip olan bir tepe.

164 metre yükseklikteki bu tepe ve çevresi, 149 dönümlük bir alanı kaplıyor ve bu geniş alanın girişi emin olun ki sanki sıradan bir parka girer gibi yapılmış. Sağ tarafta işte bu videosunu çektiğim göl var ve gölün yanından oldukça dik bir biçimde tırmanan yokuş, ardından daha dik bir yokuş, sonra allahım benim burada ne işim var dedirten bir sessizlik, o ses neydi diye tırsışla geçen yürüyüşüm şöyle bir tepe ile sonlandı: 




Bir an ıssız ve sessiz bir yoldan tek başıma yürüdüğüm için bunun sonu nereye varacak, biri beni bir ağaç altına çekip keser mi, tecavüz mü eder gibi düşünceler basmıştı beni. Ancak bu tür kötü düşünceler tamamen orta doğu cehaletindeki bir ülkeye sahip olmakla ilişkili. Hayır, kimse sana birşey demiyor, kimse sana birşey yapmıyor. İnsan gibi gidip geliyorlar. Zaten tepeye tırmandığınızda enfes Edinburgh manzarasının yanı sıra bisikletle gelen, köpeğini yürüyüşe çıkaran, koşu yapan bir sürü insan görüyorsunuz. 

Maalesef bu güzel doğa harikasında benim aklımda kalan travmatik düşünceler olmuştu. Kadının ne çok yükü var… Ne çok….



16 Ocak 2026 Cuma

16 Ocak - Agatha Evi Terk Ediyor!

16 Ocak 2026 Cuma 0

 Ay evet böyle bir olay yaşandı! Ya şimdi nasıl anlatsam bilemiyorum, iki tarafı da o kadar seviyorum ki. Tamamen tarafsız anlatacağım olayı.

Şimdi, Cathy'nin evde sert kuralları var. Buzdolabına dokunamazsın, içerisine kendi malzemelerini koyamazsın, hazırladığın sandviçleri kendin alamazsın, saat 21:00'de mutfak kilitlenir, eğer acıkırsan yakında ALDI ve Morrissons var, gidip orada karnını doyurursun, sabah kahvaltısı 07:00-08:00 arasında, akşam yemeği 18:00'de, eğer geç gelirsen yiyemezsin, gecikeceğini söylemezsen geldiğinde yiyemezsin, banyo saati en geç 22:00'de, çamaşır yıkama günü perşembe günü o nedenle sabahtan kirlilerini getirmelisin, kendi kendine çamaşırını yıkama, biz yıkarız gibi gibi. Başta azcık sert mi ne demiştim ancak 30 yıldır işleyen bir sistem varsa, ev onların evi ise, o kurallara uyulmalı. Evi noel nedeniyle değiştirince bunların, bu düzenin nasıl önemli olduğunu gayet iyi anlamıştım. 

Agatha da genel olarak uysa da özellikle neden yemeğimi geç kalırsam yiyemiyorum meselesini saçma buluyordu. Sabah kahvaltısı ve akşam yemeği için paramı ödemişsem saat ne olursa olsun ben bunu yemeliyim diyordu. Bir de çamaşır meslesi vardı. Cathy, 30 derecede yıkıyordu iç çamaşırlarını ve Agahta bu konudan şikayetçiydi ve gizlice elde yıkama yapıp ardından veriyordu çamaşırlarını. Ama şikayetçi olduğunu Cathy'ye söylemedi hiç. Hep aramızda konuştuk ve öyle kaldı.

İşte dün akşam, Cathy Agatha'nın yıkadığı çamaşırlarını odasına çıkartırken odada yıkadığı iç çamaşırlarını görmüş ve yıkamak için almış. Eve geldiğinde çamaşırlarını yerinde göremeyince kızmış ve Cathy'ye neden aldığını sormuş. Islak olduğu için yeniden yıkayıp kuruttum demiş Cathy (Cathy öyle söylüyor). Ve bireysel çamaşır yıkamanın yasak olduğunu, kendisinin aldığı sabunla çamaşırlarını yıkadığını söylemiş (Agatha söylüyor). Odasına girdiği, çamaşırlarını aldığı için özel alanına tecavüz olarak adlandırıp bir daha yapmamasını söylediğinde bu sefer ikisi de seslerini yükseltmiş.

Bugün de eve gelmeden önce Noel sebebiyle yanında kaldığı ailenin uygun olup olmadıklarını sormuş. Yerleri olduğunu söylediklerinde yaşadıklarını anlatıp, ayrılış tarihine kadar yanlarında tekrar kalıp kalamayacağını sormuş. Kabul eder etmez valizini toplayıp tek kelime etmeden, Cathy'ye 1 poundluk sabun alıp masaya bırakıp çekip gitmiş.

Agatha bana kursta bahsetmişti yaşadıkları tartışmayı ancak evi bu şekilde terk edeceğinden asla haberim yoktu. Hem ben hem de Cathy ve David gerçekten çok şaşırmıştık. Gençliğine ver demiş David ama Cathy'nin olayı bu kadar kolay unutacağını sanmıyorum...

Gitti minnoşum ya. Cathy de çok üzüldü.

 

15 Ocak 2026 Perşembe

15 Ocak - Portobello, Shrimpwreck

15 Ocak 2026 Perşembe 0

Portobelloyu dümdüz sahili, açık sarı ve un gibi kumları, sahilde bolca bulunan deniz kabukları, etrafındaki fastfood restoranları olduğu için çok sevdim.


 Buraya güneşli bir günde tekrar geleceğim demiştim. Bakın işte güneşli bir günde deniz böyle masmavi işte.

Güneşin yanı sıra bu tatlı mı tatlı sığırcık kuşları da bana eşlik etti.


Çok güzel ötüyor değil mi? Çekmelere doyamadım minişi. 

Tabi bu arada Shrimpwreckten de crab on friesimi, yanında irn-bru eşliğinde soğuktan burnum aka aka yedim. Yolunuz düşerse sahili zaten kesinlikle tavsiye ederim, bir de bu salaş mekanı da listenize ekleyin.


14 Ocak 2026 Çarşamba

14 Ocak - Makars Mash Bar & Nosferatu

14 Ocak 2026 Çarşamba 0

 Bir restoran düşünün, rezervasyonları 2 hafta öncesinde doluyor... Çünkü bahsettiğim yer Edinburgh’un kalbinde etin ve patatesin en iyi hâlini bulacağınız Makars Mash Bar.

 Edinburgh’un tarihi Old Town bölgesinde, Royal Mile’a birkaç adım mesafede yer alan Makars Mash Bar, İskoç mutfağının en mütevazı ama en karakteristik lezzetlerinden birini merkeze alıyor: patates püresi. Ancak burada söz konusu olan, alışıldık bir “yan yemek” değil; başlı başına bir gastronomi deneyimi. Patatese saygı duruşu yaptıran bu restoranın felsefesi oldukça net: yerel ürün, basit tarif ve güçlü lezzet. 

Menüde yer alan patatesler İskoçya’nın farklı bölgelerinden, mevsimine göre özenle seçiliyor. Klasik tereyağlı ve kremalı pürelerden, sarımsaklı, hardallı ya da cheddar peynirli alternatiflere kadar uzanan geniş bir püre yelpazesi sunuluyor. Her püre, üzerine eklenen soslar ve ana yemeklerle birlikte adeta yeniden yorumlanıyor. Sosis, haggis, köfte, vejetaryen seçenekler ve zengin gravy soslarıyla tabaklar hem doyurucu hem de rafine bir hâl alıyor.

İskoç mutfağıyla ilk kez tanışacaklar için Makars Mash Bar son derece güvenli ve keyifli bir başlangıç noktası. Özellikle haggis denemek isteyen ancak tereddüt eden ziyaretçiler için, haggis’in patates püresi ve soslarla dengelenmiş hâli oldukça yumuşak bir geçiş sunuyor. Vejetaryen ve vegan seçeneklerin de menüde güçlü bir şekilde yer alması, mekânı her damak zevkine hitap eden kapsayıcı bir restoran hâline getiriyor.

Makars Mash Bar’ın atmosferi de en az menüsü kadar davetkâr. Taş duvarlar, ahşap masalar ve sade dekorasyon, Edinburgh’un tarihi dokusuyla uyumlu bir sıcaklık yaratıyor. Turistlerin yanı sıra yerel halkın da sıkça tercih etmesi, mekânın samimiyetini ve kalitesini doğrulayan önemli bir gösterge.

İşte adını gezi araştırmalarımı yaparken sıkça duyduğum bu restorana gitme zamanımı hay huyun azaldığı, zamanı içime sindirerek yaşadığım döneme denk getirmek istedim. Garsonun tavsiyesine uyarak funda balı ve şalgam püresi eşliğinde dana-kuzu karışık et ve klasik tereyağlı patates püresi, yanında sorbet ve beni fazla çarpmasın diye alkol oranı görece düşük Stewart’s Session IPA sipariş ettim.

Şimdi... Hayatımda yediğim en güzel et diyemem ancak, İngiliz/İskoç kültürüne göre hayatımda yediğim en güzel et diyebilirim. Dışı hafif kıtırlanmış, içi ilik gibi bir etten bahsediyoruz. Patates püresinin tereyağı gerçekten imza püre yapacak kadar güzeldi. Etleri genelde kanlı bırakıldığından o bildik et tadının yanı sıra aldığım kanlı ve kokulu tad şükür ki bu ette yoktu. O yüzden güzel bir deneyim yaşamak adına gidilmesini tavsiye ederim.

Yemeğim bitince klasik old town turumu tamamlayıp,


Eve döndüm. Akşam yemekten sonra Agatha ile OMNI Centre'deki sinemaya Nostferatu'yu izlemeye gittik.

Hayatımda izlediğim en saçma sapan ve iğrenç seslerde dolu bir filmdi. İkimiz de kibarlıktan birbirimize gidelim diyemeden baya bi izledik. Burada film araları da yok, konuşamıyoruz da. En sonunda Agatha'ya seni dışarıda bekliyorum deyince ay dur ben de geliyorum demesiyle onun da filmi sevmediğini anladım. Onlarca kere özür diledi, kuzum sen nerden bileceksin ki böyle kötü bir çekim olacğını dedim. Kötüydü ya...

12 Ocak 2026 Pazartesi

12 Ocak - Dublin Gezisi 3. Gün

12 Ocak 2026 Pazartesi 0

 Saat 10 gibi odamızı boşaltmamız gerekiyor ancak uçak 21:00'de. Yükümüzle dolaşmamak için ev sahibimizden rica ettik, bir dolap ayarladı bize sağolsun. Kahvaltıdan sonra hemen yola koyulup önce St. Stephen Green Shopping Center'a uğrayıp reçel, magnet, viskili çikolata, normal çikolata, buna benzeyen ve ortasında yeşil taş olan küpe aldım. Sadece sırt çantam olduğundan ve kışın ortasında seyahat ettiğimizde çok istesem de başka birşey alamadım. 

Ardından St. Stephen Park'a uğrayıp güzel ve sakin bir mola verdik.


Yolda giderken maalesef şu an adını hatırlayamadığım bir kahve dükkanından kahve ve elimin tamamı büyüklüğünde yediğim en lezzetli muffin olduğunu söyleyebileceğim antep fıstıklı ve frambuazlı muffini de park manzarası ile birlikte yedim.



Sonra Agathanın babasıyla birlikte gittiği ünlü The Temple Bar'a girdik.


Pazar pazar insanlar ne güzel eğleniyorlar...


Elbette ki Irish Coffee içecektim yahu!

Anam içim yandı 😙

Agatha tekrar Galeri'yi gezmek istediği için bir daha portre galerisine gittik. Ben artık gezmeyi düşünmediğim için müzenin kafesinde bir kahve içip hediyelik eşya satılan mağazasına biraz takıldım. Kapanmaya yakın çıktı bizim kız, Grafton Street'teki müzisyenleri de son kez dinleyip


Bıraktığımız eşyalarımızı almak üzere eve döndük. Dublin Express'in indiğimiz durağından binip havaalanına oradan da Edi'mize vardık. Bu akşam kendi evimizde kalıyoruz, dört gözle bekleidğim Cathy ve David'im geri döndüler. Oh, minicik gacır gucur eden yatağım, sıcacık odam, her akşam ne yiyeceğimi bilmek, evde birilerinin oluşu ne kadar güzel...



11 Ocak 2026 Pazar

11 Ocak - Dublin Gezisine Devam Ediyoruz.

11 Ocak 2026 Pazar 0

 Agatha da fark etmiş çarşafların kokusunu. İiiiiii diye şikayet ede ede giyindi. O giyinirken ben de kahvaltımızı hazırladım. Ay cidden kızım gibi bir şey oldu bu yavrucak, dibimde, tepemde, yanımda, bişeyler hazırlamak için dolanırken o da 15 cm ilerimde benimle birlikte dolanıyor evin içinde. Ya yiycem bu kızı. Çokça dertleşerek kahvaltımızı ettik. İyi kalpli babasını çok genç yaşta kalp krizinden kaybetmiş, Bu gezinin amacı da zaten daha önce bahsettiğim gibi onun anısına yapılan bir gezi. Bir babaannesi var, zamanında annesine ve çevresindeki herkese kötü davranmasıyla tanınırmış. Yaşlanıp demans olunca kimse bakmamış babaanneye, sağlıklıyken insanlara kan kusturmasının cezasını çekmesini istemiş herkes. Sadece o genç yaşına rağmen Agatha, belki biraz da babasının ikinci eşi ilgileniyormuş, benim kadar benimseyerek bakmıyor diyor. Bababannesiyle ilgilenmesinin nedeni de babamın kan bağı var, asla bırakamam demesiyle açıklıyor. Minnoşum benim...

Evet, dönelim gezimize. Dünkü gezi yoğunluğumuzu aratmayacak bir programımız vardı bugün de. Dublin Kalesi, Liffey Nehri, Trinity College, National Museum of Ireland, National Gallery of Ireland, Oscar Wilde's House, St Stephen Green's Park ve sonunda eve varış.

1204 yılında inşa edilen Dublin Kalesinin çoğu yapısı 18. yüzyılda inşa edilerek bugünkü halini almış.

İngiliz ve İrlanda hükümetinin merkezi olarak kullanılan kale, günümüzde her İrlanda Cumhurbaşkanının göreve başlama törenine ve çeşitli Devlet resepsiyonlarına ev sahipliği yapıyor.

Kale'de daha önceki dönemlerde kullanılan eşyaların yanı sıra,


Portre galerisi, 


Taht odası, 


Cumhurbaşkanı yemin törenleri için kullanılan Aziz Patrick Salonu,


gibi bir çok oda ziyaret edilebilmekte. En güzel tarafı neyin ne olduğu anlatan, şayaları ve kullanım amaçlarını görebildiğiniz bir kale. Haliyle 8,5 euroluk giriş ücreti asla fazla değil. Craigmillar kalesinin bomboş taş duvarlarına 13,5 pound verdiğim düşünülürse...


Liffey Nehri:


"Nehiryatağında, Havva ile Adem’i geçip sahilin sapağından körfezin kıvrımını dolanır, emrisakin ve yılankavikus bir döngüyle bizi baştangeri Howth Cebelhisarı ve efradına ulaştırır." James Joyce - Finnegan Uyanması

"Buruşuk, hurda bir kayık olan Elijah, Liffey Nehri'nden hafifçe süzülerek, Loopline Köprüsü'nün altından geçti , suyun köprü ayaklarının etrafında sürtündüğü akıntıları aştı, Gümrük Binası eski rıhtımı ile George'un iskelesi arasında, teknelerin gövdeleri ve demir zincirlerinin yanından doğuya doğru yol aldı." James Joyce - Ulysses

"That there, that's not me – I go where I please – I walk through walls, I float down the Liffey – I'm not here, this isn't happening" Radiohead - How to Disappear Completely


İşte böyle etkilemiş ünlü yazarları, ünlü grupları Liffey Nehri, ben ne kelam edebilirim ki?

Bu güzel doğa harikasından ayrılıp benim harikama, Trinity College'a doğru yürümeye başladık. Tam çevirisi, Kraliçe Elizabeth'in Kutsal ve Bölünmez Üçlüsü Koleji olan üniversite Dublin Üniversitesi olarak adlandırılmış olsa da benim ve çoğu insan için sanırım hâlâ Trinity College. 1592'de kurulan üniversitede Türkiye kürsüsü de var. Sanırım bunun nedeni İrlandalılara İngiliz eliyle yapay biçimde gerçekleştirilen kıtlıktan kurtulmaları için Osmanlı İmparatorluğu tarafından gıda yardımını unutmamaları vesile olmuş olabilir. Tamamen sallıyorum, özür.



Mezunlarını saycam: Oscar Wilde, Jonathan Swift (Güliverin Gezileri), Bram Stoker (Dracula)... Adı duyulmayan mezunları steteskopu, buhar tribününü, hipodermik iğneyi icat etmiş; cüzzam tedavisi, radyoterapiye öncülük etmiş, elektron terimini ortaya atmış!!!


Ben de eşek gibi kulaklarımı oynatabiliyorum 😀

Ah bir kütüphanesi var ki, maalesef ücretliydi ve giremedik. Kapısından görüp hediyelik eşya satan mağazaya uğradık.


Gönüllü olarak kolej öğrencilerinin kampüsü gezdirmesi sayesinde kendimizin ulaşamayacağı çokça bilgiye nadim olduk.

Kampüste hemen sandviçlerimizi yiyip, ücretsiz olan Kildare Street üzerinde bulunan ve arkeoloji alanındaki National Museum of Ireland'a vardık.



Bedava kültürün kölesi olan beni buradan kazıyarak çıkarmak gerekti.


Taş Devri'nden Geç Orta Çağ'a kadar uzanan İrlanda ve diğer antikalar konusunda uzmanlaşmış olan müze koleksiyonunda, bataklık cesetleri, balta başları, kılıçlar ve bronz, gümüş ve altından yapılmış kalkanlar gibi Demir ve Bronz Çağı objeleri de dahil olmak üzere tarih öncesi İrlanda'ya ait eserler bulunmakta (of ağzım sulandı)


Daha çok foto var ama ben çok kalabalık etmek istemiyorum... Oradan da ver elini National Gallery of Ireland... Avrupalı ve İrlandalı sanatçıların eserleriyle dolu olan bu müze de ücretsiz 💚


Maalesef sanat konusunda lise düzeyi bilgiye sahip olduğumdan çok yorum yapamam ama bu sefer de Agathayı çıkarmak için baya zaman harcadım..


 Bu yüzden planımız içinde yer alan ancak vakit kalmadığından Oscar Wilde'ın evini sadece dışarıdan görüp eve doğru yola koyulduk.


Ayrıca, akşamki manzaramızı sizinle paylaşmak istiyorum. Yerdeyken çok güzel de umarım yarına kadar dağılır zira yarın Edinburgh'a uçuşumuz var. 😦




 

 

 
◄Design by Pocket