31 Aralık 2025 Çarşamba

31 Aralık - Yılbaşımızı Her Şeye Rağmen Güzelleştirdik

31 Aralık 2025 Çarşamba 0

 Kurs bittikten sonra kendimi vererek gezmediğim, tekrar gezmem gerektiğine inandığım Canongate'de bulunan Museum of Edinburgh'u tekrar ziyaret ettim. Önceki ziyaretimde kapalı olan  Canongate Kirk'ü de görebildim bu sayede. Ardından müzenin arka sokaklarına daldım.

Tolbooth Tavern'in tekrar fotoğrafını çektim. Bazı binaların fotoğrafını ne kadar çeksem de doyamıyorum.


Mezarlıktan görünen binaların fotoğrafını çektim, eski binalarda yaşayanların evlerinin içlerine bakmayı denedim. (en büyük sapıklığımdır)


Park, bahçe, çay, çorba, ne varsa çektim kısaca.


Ardından eve döndüm.  Evin tam karşısında Premier isimli bir market var, iyi ki var. Bulabileceğiniz en ucuz mikrodalga yemeklerini, hazır tatlıları, bilimum içecekleri bulabilirsiniz. Daha önce haberim olsaydı ne Aldi, ne Morrisons'a uğrayıp sandviç malzemeleri alırdım. Zaten kursta mikrodalga vardı, sıcakcık çıkan yemeğimi yerdim. Neyse artık, bundan sonra yapacağız. İşte ben de yılbaşı yemeğimi buradan aldım, ısıttım ve tek başıma yedim. Susanne partideydi çünkü. Anamın babamın yanında olsam 40 çeşitle birlikte kutlardık...


 Yemekten sonra Deborah ile birlikte Polar Ice Bar'a gitmek için George Street'te buluşacaktık. Onu beklerken bahsettiğim buz pateni sahasını görmek için kurulan çadırın içine girdim.


Aynen şu yazımda da demiştim, küçücük. Benim az gelişmiş şehrimde belediyemin yaptığı buz pateni sarayı, adını cidden hak eden büyüklükte.


İşte Polar Ice Bar. +18 barımız tamamen buzlardan yapılma ve içerisi -8 derece. Isınma için napıyoruz? İçiyoreeee!!! İlk içecek de ücretsiz, size girişte bir marka veriyorlar, ardından içmek isterseniz cüzdan sizin efem. Bardakların bile buzdan oyulduğu bu soğuk ve güzel barda 30 dakika kalabiliyorsunuz. Zaten isteseniz de kalamazsınız. Soğuk 👻 


Totişiniz değmesin diye buzdan oyulmuş sandalyelerin üzerine kilim benzeri bir örtü var, onun dışında her türlü buz ile temastayız merkez.


30 dakika yetiyormuş, göt kaslarım bile soğuktan titreyince dışarıya ısınmak için çıktık. Bana kalsa şu anda eve dönerim ama Deborah asla gitmek istemiyor. Ben de ona uydum ama Hogmanay iptal edilince tüm Edinburgh ve turistler pubları doldurduğundan New Town'dan Old Town'a varana kadar her pubun içerisi ağzına kadar doluydu. 


Hatta kimi içeri dahi almıyordu. Yürüyerek kaleye vardık ve enterasandır, Bank Street'te Wash Bar'ın oturacak yer bulacak kadar boş olduğunu gördük. Açıkçası bir tedirgin oldum ama dışarıda kalmaktansa hadi girelim dedik. Zaten Erika aşağı yukarı yarım saate kadar işten çıkacaktı ve işyeri de yakın olduğu için hemen gelebilirdi. Birer içki içtikten sonra Erika geldi, saat 23:30 civarı oradan ayrıldık. Karnım acıkmıştı, kızlara sordum, onlar da aynı benim gibiydi. Ne yapsak diye geri New Town'a doğru yürüyerek vardık. Bu sefer de gözümüze Dishoom takıldı, neyse ki yer varmış.


Biraz yemek yiyip hep birlikte sessiz sakin yeni yıla girdik.

Şu notu düşeyim, öyle bir rüzgarsız hava vardı ki ben yürüyerek daha fazla rüzgar yaratıyordum. Boşu boşuna iptal ettiler koskoca Hogmanay'i...




30 Aralık 2025 Salı

30 Aralık - Büyük Hayalkırıklığı

30 Aralık 2025 Salı 0

 Bugün, karma sınıfımızla yeni dersimize başladık. Bir haftalığına oyalama dersleri oluyormuş böyle. Esas başlangıç haftaya olacak ve ben en üst seviyeye çıkmış bulunmaktayım. Kathryn'i ve sınıfımı çok sevmeme rağmen gidenler ve gelenlerle sınıf eski halinden çok uzaklaştı, konular basit geliyor ve zaten her 3 ayda bir hocaların da eğitim verdiği sınıfların seviyesi değişiyormuş. Bunu öğrendiğim iyi oldu, sınıf değişimi için bir başka sebep daha eklendi.

Karma sınıf olunca bol bol gülmeli, eğlenmeli ders işledik. Agatha henüz gelmedi, yılbaşından sonra gelecek. Her ne kadar ayrı ailelerde kalacaksak da gelmesini istiyorum, özledim. 

Dün torchlight'ı iptal ettiren rüzgar bugün azalarak devam ediyor ama dünkü kadar şiddetli değil neyse ki. Yarın yılbaşı ve burada yılbaşı kutlamaları deli dehşet oluyor, mesela bu sene Texas geliyor. Hani Princes Street Garden var ya uzun zamandır bahsetmediğim ama benim her sabah uğradığım park. İşte hani bir de gölü vardı ya nor loch (hatırlamak isteyenler tıklayabilir), hani burada şimdi konserler veriliyor demiştim ya. Hah işte orada konser verecek. Ama tabi biletler 50 pounddan başladığı için, o soğukta ayakta durmak istemediğim için (yalan! fasfakirim çünkü) havai fişekleri görmek için sote bir yer aradığımı söyledim hocama. E dedi Inverleith Park'a gitsene. Yayıl yayılabildiğin kadar, karşısında da mis gibi kale kabak gibi görünüyor demez mi.

Ayyyyy, hemen soluğu Parkta aldım.


Önce böyle ağaçlarla örülü mükemmel bir koridordan geçtim. Aralık sonu olmasına rağmen yeşil kalan ağaçlar var, ne güzel.


Yolun sonunda da güzeller güzeli dümdüz bir araziye konumlandırılmış güzel parkımız, fotoğraftan da göreceğini üzere sol tarafta kalan Edinburgh Kalemiz var. Her şey yolunda, dünkü rüzgar gibi bir rüzgar da yok. Hafif bir esinti var, ancak benim tahminime göre havai fişekler için tehlike yaratan bir boyutta değil. Yağmur yok, kar yok. Efso bir durum.

MAdem geldim, şurada azıcık dinlenip etrafa bakayım. Banklara bakıyorum, bu yeterli mi, acaba saat kaç gibi gelmeliyim, 5 Kasımda Currie'ye gittiğimizde çimler ıpıslaktı ve biz donmuştuk resmen. Grupla gittiğimiz için konuşa konuşa veta şikayet ede ede zaman geçirmiştik ama geçmişti işte. Şİmdi yalnız olduğumdam kendimi ısıtma yolları arıyorum.

Tabi hiç birini yapmama gerek kalmadı. Çünkü havai fişek gösterisi, konser, street party Şehir KOnseyi tarafından rüzgar ve yağmur beklendiği için iptal edildi. Bu haberi de nerede dursam daha iyi görürüm diye araştırırken öğrendim, Evet, dün rüzgarlıydı ancak bugün hafif bir esinti vardı. Zaman zaman artsa da asla yerimden sürükleyecek gibi değildi. Tabi haberi alır almaz Deborah'ya yazdım... Benim hayalkırıklığımın aynısını o da yaşadı. 

İnanılmaz büyük bir hevesle beklediğim, en güzel nerede görürüm diye araştırdığım, keşfe çıktığım bu etkinlik, maalesef... Ah... Sadece ben değil, bunu görmek için gelen onca turist de benimle birlikte aynı duyguları yaşadı. Instagram sayfası eleştirilerle doldu, doldu, doldu.

Artık olan olmuştu bir kere. Enazından Hogmanay için Edinburgh'a gelen turistlerden bir tık iyi durumdaydım, Ben Hogmanay için gelmemiştim. Zaten buradaydım ama Edinburgh'ta yılbaşı kutlaması zevkinden mahrum kalacaktım.

Kaldım da...

29 Aralık 2025 Pazartesi

29 Aralık - Torchlight

29 Aralık 2025 Pazartesi 0

 Yılbaşı yaklaşırken Edinburgh, etkinliklerini geleneklerle harmanlayarak eğlencelerini biraz daha farklılaştırıyor. Bunlardan biri de torchlight.

Genellikle yılbaşından iki gün önce düzenlenen bu etkinlik, Vikingler, Gayda çalanlar, davulcular ve halkın katılımıyla düzenleniyor. 

wanderfulplans.com

Aşağı yukarı 19:30 gibi Meadows'dan başlayan yürüyüş, 21:30 civarında İskoçya Ulusal Müzesi, Greyfriars Mezarlığı, İskoçya Ulusal Kütüphanesi ve bunların en önemlisi olan Edinburgh Kalesi'nin önünden geçerek sonlanıyor. Etkinliğe katılanlardan özellikle sağlam bir ayakkabı giymeleri, dışarısı soğuk olduğu için önlem almaları ve özellikle de yanıcı kıyafet giymemeleri konusunda özen gösterilmesi isteniyor.

Meşaleli yürüyüşe katılmayıp sokak kenarında izlemeyi de tercih edebilirsiniz, bunun avantajı ise davulcuları, gaydalı erkekleri ve vikingler gibi giyinmiş topluluğu daha yakından görebilirsiniz. 

Biletler internetten satışa sunuluyor ve her zaman ısrarla söylediğim gibi, çok önceden bitiyor. Neden? Çünkü planlı-programlı insanlar. Geçit töreni günü saat 14:00 ile 17:00 arasında meşalenizi ve bilekliğinizi almanız gerekiyor. Ne kadar erken alırsanız o kadar iyi. Saat 17:30'da Meadows'ta sıraya girmeye başlayın veya Vikinglerin saat 19:30'da geçit törenine öncülük etmesini izlemek için güzergah boyunca bekleyin.

Elinizde meşale ile Edinburgh sokaklarında yürüyün.

İşte biz de Deborah ile birlikte bunu yapmayı planlamıştık ancak, çok şiddetli esen rüzgar nedeniyle etkinlik iptal edildi. Offf, bu güzel deneyimi yaşayamadık maalesef. Olsaydı, tüm foto ve videolar kendi çekimim olacaktı. Artık ne diyelim, kısmet....

28 Aralık 2025 Pazar

28 Aralık - Camera Obscura&World of Illusions, Craigmillar Castle

28 Aralık 2025 Pazar 0

 Bugünümü Deborah ile geçirdim 💜 Dünya tatlısı ve bir o kadar da uyumlu bir insan Deborah. Bugünkü planımız Camera Obscura, ardından da Craigmillar Castle şeklinde ayarladık. Camera Obscura biletlerimiz sabahın erken saatlerindeydi, erken saate alındığı takdirde, üstelik bir de online ise ve üstine öğrenci iseniz yaklaşık %15 indirim kazanıyorsunuz. Kazandık tabi ki, bizim ailemiz ne Sabancı, ne de Koç...

Erken olduğu için, ben daha da erken kalkıp old town'ın boş sokaklarında gezmek istedim. Benim gibi düşünen hayli insan varmış bir cumartesi sabahına göre.

Victoria Street

Bomboş yakalamak için bir süre beklediğim Victoria Street çok şükür ki bana bu şansı vermişti. Güneşin yeni doğduğu şehirde bu güzel görüntüyü yakaladığım için gayet mutluydum.

Ardından, uzun bir süre faaliyetine devam ettiğini düşündüğüm ama aslında konser ve etkinlikler için kullanılan bir mekan olan Tolbooth Kirk'ü de bu vesileyle ziyaret ettim. İçerisi elbette ki sabahın körü olduğundan ve ayrıca sadece etkinlikler için kullanıldığından ziyaretçilere açık değildi. Sadece merdivenlerine oturma, cafesinde bir kahve içme hakkım vardı ve ben kullanmamayı tercih ettim.

Tolbooth Kirk

Çünkü kaleye çıkan devasa yokuşu çıkıp Deborah ile buluşmam gerekiyordu. Kale'ye gitme fırsatı bulamayan Debby ile en azından kalenin girişindeki o geniş alanda fotoğraf çektirip etrafındaki muhteşem yapılar bir daha zevkle izleme şansım oldu. Ardından da Edinburgh Kalesinin hemen yanında olan Camera Obscura&World of Illusions ziyaretimiz başladı. 

Tek kelime ile size burayı anlatayım: Eğlenceli! 

Ama önce tarihini anlatıp biraz sizi sıkmam lazım. İlk adımlarını gözlemevi olarak atan binanın arkasındaki hikaye, yaşayan kadın soyuna miras bırakmayan Edinburgh'lu alet yapımcısı Thomas Short ile başlıyor. Aslında mirası var ama kadınlar almasın demiş. Yıllar sonra Maria Theresa Short gelerek Short'un kızı olduğunu ve mirası almak istediğini belirtmiş. Mirasıalmış, teleskobu Calton Hill'de sergilemiş, Bilim ve Sanat Müzesi haline getirilen binanın üstüne iki kat daha eklenmiş. 


Günümüzde, ziyaretçiler için şehrin "sanal" bir turunu yansıtmak üzere hala kullanılan Camera Obscura'nın bulunduğu en üst kattaki sunumda ve Edinburgh manzaralı ve teleskoplu çatı terasında Maria Short ve Patrick Geddes'e yapılan göndermeler bulunuyor.

Şimdi gelelim optik ilüzyon gösterilerine. İçerisi bir nevi bilim merkezi gib, ancak hitap ettiği yaş grubu 5-8 yaş gibi görünse de yaşayan her yaş aralığının ilgisini çekecek biçimde 5 kat dolusu 100 kadar optik ilüzyonların bulunduğu bir merkez. 


Lunaparklarda gördüğümüz sonsuz ayna labirentlerinden içerisine girmekten keyif aldığım ve bir kaç kere girip denediğim vortex'e,


3 boyutlu yapılanmanın ilk örneklerinden lazere,


Sonsuz ışıklardan elektrikli kürelere,


Her birini teker teker deneyip inanılmaz keyif aldığım saatler geçirdim.


Ziyaretçilerini aşağıdan yukarıya doğru yönlendiren ilüzyon merkezi, en üst katta inanılmaz bir şehir manzarası ile son buluyor:


Gezmemiz bitince biraz Old Town'ı dolaşıp yemeklerimizi yedikten sonra Craigmillar Castle'a doğru yola koyulduk.

O kadar kale gezdim Edinburgh'ta, havaya saçtığım 7,5 pound bir tek burası oldu.


14. yüzyılın sonlarında inşa edilmeye başlanan kalenin inşaat çalışmaları 16. yüzyıla kadar devam etmiş. 18. yüzyılda terk edilen kale harabe haline gelmiş. 

En çok İskoç Kraliçesi Mary ile olan bağlantısıyla bilinen Craigmillar Kalesi, oğlunun, gelecekteki James VI'nın doğumundan sonra geçirdiği bir hastalık nedeniyle, iyileşmek için 20 Kasım 1566'da Craigmillar'a gelmesiyle ünlemiş. 7 Aralık 1566'da ayrılmadan önce, onun bilgisi dahilinde veya dışında, kocası Lord Darnley Henry Stuart'ı ortadan kaldırmak için "Craigmillar Anlaşması" olarak bilinen bir sözleşme burada yapılmış.

Şimdi benim gözlemlerime gelirsek... Gerçekten bir harabe. Harabe olmasının yanı sıra, kalenin içerisindeki salonların, odaların ne şekilde kullanıldığının dışında başka hiç bir bilgi yok kaleye dair.


Hiç bir ilüstrasyon, o zamanları anlatan tablo olmadığı gibi, orada ne yaşandı, kullanılan eşyalar işte bunlardı, şu tarihte şunlar yaşandı gibi en ufak bilgi toplayamıyorsunuz.


Mesela şu yukarıdaki fotoğrafta tek emin olduğum bilgi, o çıkıntı halinde yapılan yapının ortaçağ tuvaleti olduğuydu. Onu da yazmamışlar, ben kendi genel kültürüm sayesinde biliyordum. Kanalizasyon sistemi olmadığı için, Ortaçağ kalelerinde tuvaletinizi böyle altı boş olan bir düzeneğe oturup yapıyordunuz. 


Üstelik, gerçekten harabe halinde olduğu için bazı kuleler, yürüdüğünüz taşlı yollar ziyaretçiler için tehlike de arz ediyor.

Ne Debby ne de ben tatmin olarak döndük kaleden. Tek güzel tarafı, bilet gişesindeki insanların çok tatlı oluşu, bahçede oturup birer kahve içişimiz oldu. Ha bir de benim açımdan güzel tarafı, 8 numaları hattın taa en başında yer alan Craigmillar'dan Granton'a kesintisiz 1 saatlik yolculuk edip şehrin görmediğim kısımlarını görme şansım olmasıydı. Bir de 8 numaralı hat Cathy ve David'in evinin de önünden geçtiği için, evin önünden geçerken onları ne kadar özlediğimi bir kere daha hatırladım.

Eve geldiğimde Susanne çalıştığı için mikrodalgaya benim için bıraktığı makarna ve salata ile karnımı doyurup Toledo'yu bir iki mıncıklayıp her yılın son haftası başladığım Harry Potter serimi izlemek için yatağıma gömüldüm...



27 Aralık 2025 Cumartesi

27 Aralık - Christmas at the Botanic

27 Aralık 2025 Cumartesi 0

 Evet, işte bir rüyamı daha gerçekleştirdiğim deneyimim...

19 Ekim'de ziyaret ettiğim ve hayran kaldığım Royal Botanic Garden'a akşam 18:30 gibi yeniden geldim, bu sefer ışık ve ses gösterisi izlemek için. Bahçe gündüz ücretsiz, normal ziyaretler için ve 17:00 gibi de ücretli (25 pound) hale gelerek bu ziyafeti sunuyor.

Söyleyeceğim pek bir şey yok aslında, çektiğim videoları kesmek de istemedim. Bu güzelliği başından sonuna kadar yaşamak istiyorum.


Bahçeyi belirli bölümlere ayırmışlar. Bir yerde kendinizi Avatar filminde hissediyorsunuz, bir yerde Harry Potter filminde, bir yer sanki iki üç ağaç savaşıyormuş gibi müzik çalıyor, bir yerde ise toprak sanki canlanıyor, bir başka yerde de mumlarla çerçeveleniyorsunuz.


Bir yerde yürüdüğünüz yollarda çiçekler açıyor, bir yerde topraktan fışkırmış hediye paketleri ile karşılaşıyorsunuz.


Bir anda lazer gösterisi ile eğlenip bir binanın ışıklarla sanki sinema sahnesine dönüşünü izliyorsunuz.


Haliyle ilgili tepe noktada tutmalarında üstlerine yok. Her bölümde, o temaya ait müzikle ortamı destekliyorlar. Yarısında yakaladığınız ambiansı biraz bekledikten sonra en başından yakalayıp izlemek gerekiyor. Ha bu şikayet olabilir mi? Asla!


Zaten oradan ayrılmak istemeyeceğiniz için dönüp duran müzikleri dinlemenin benim açımdan hiç bir sakıncası olmadı.


Sadece tek şikayetim, kıyıya çok yakın olduğumuz için nemi biraz fazla hissetmem oldu. Beremi çıkarında üşüyüp, geri giydiğimde buhar fışkıran yüzüm nedeni ile gözlüklerim buharlanıp durmuştu.



Kocaman bir çember çizdikten sonra bu güzel gösterinin sonuna gelmiştim. Çıkışta çok güzel yemek stantları kurmuşlardı ancak beni evde bekleyen leziz mi leziz somon patates yemeğim bekliyordu.


 Beklediğim otobüs bir türlü gelmeyince eve yürüyerek, inverleith'in güzel evlerinin içinde yaşayan insanların hiç kapatmadıkları perdeleri sayesinde evlerin içini izleyerek (evet, en büyük zevkim budur) kendime bir yarım saat daha ziyafet çektim.


Burada insan yaşlanmışyor, cildi pürüzsüzleşiyor, kafasından saç fışkırıyor... Ölmek, bu imkanlara yapılan en büyük hakaret...


Canım Edinburgh'um...



26 Aralık 2025 Cuma

26 Aralık - Close Gezisi, Christmas at the Botanics

26 Aralık 2025 Cuma 0

 Dört gözle beklediğim bir gündü bugün. Hem gelmesini istediğim hem de istemediğim. Gelmesini istiyordum çünkü botanikte inanılmaz bir ışık gösterisine şahit olacaktım, istemiyordum çünkü buradan ayrılmama bir ay kalmış olacaktı. Göz açıp kapayana kadar geçen 3 ay. Zaman kavramının ne kadar göreceli olduğunu anlamıştım. Hayat güzelken baş döndürücü bir hızla geçiyordu...

Evde yalnız kaldığım için minicik mutfakta ne kadar özgürce hareket edebilirsem o kadar özgürce hareket ediyordum. İstedğim kadar yumurta, kızarmış ekmek, peynir, zeytin, domates, salatalık, avokado, çay, tereyağı ve sütle mükemmel doyurucu ve sıcacık kahvaltımı yaptım. Susanne'ın kedisi Toledo canı istediğinde gelip gittiği için gelir mi diye kulağım da kapıdaydı. Hava çok soğuk olduğu için kedi için dertleniyorum, üşür diye ama Susanne kedisinin sokak kedisi olduğunu, yemek yemek ve su içmek için geldiğini söyledi. Olsun, ben dışarıda kalmasını istemiyorum bu soğukta 💖

Öğle yemeği için sandviçimi, termosuma da çayımı koyup dün inanılmaz sessiz olan Edinburgh'un bugün canlı olup olmadığını gözlerimle kontrol etmek istedim ve EDI ile ilgili hemen her hayalimi gerçekleştirdiğim için yapılacak fazla bir şey kalmamasından ötürü royal mile yolculuğumu yeniden yapıp cadde üzerindeki her close'a girmeye yemin ettim.


Ufak bir spoiler'ı 30 Ekim tarihli yazımda vermiştim aslında. Ama en güzeli de esas şimdi başlıyor, hadi gelin.

Edinburgh’u ilk kez görenlerin çoğu bakışlarını kaleye, Royal Mile’ın ihtişamına ya da sisli tepelerin romantizmine sabitler. Oysa şehrin asıl hikâyesi, ana caddelerin hemen arkasında, daracık taş geçitlerde fısıldanır. İskoçya’ya özgü bir kelime olan close, Edinburgh’un Old Town dokusunu anlamanın anahtarıdır. Bunlar yalnızca sokaklar değildir; geçmişle bugün arasında açılmış sessiz yarıklardır.

Royal Mile boyunca yürürken bir anlığına sağa ya da sola saptığınızda, kendinizi yüzyıllar öncesine açılan bir kapının eşiğinde bulabilirsiniz. Close’lar genellikle dar, dik ve karanlıktır; bazıları yalnızca iki kişinin yan yana geçebileceği genişliktedir. Yukarı doğru yükselen taş duvarlar, gökyüzünü ince bir şerit hâlinde bırakır. Bu mimari rastlantı değildir. Orta Çağ Edinburgh’unda şehir surlarla çevriliydi ve büyümenin tek yolu yukarı ya da içe doğruydu. Close’lar, bu zorunluluğun taşlaşmış hâlidir. Şehrin tarihini bilmeden dolşırsanız sadece dar sokaklar görürsünüz, eski bir şehir için çok sıradandır aslında bu daracık sokaklar. Ama tarihi bilerek dolaştığınızda sizi eski zamanların en basit stratejisine götürür: Öldür ya da öl!

Her close’un bir adı ve bir hikâyesi vardır. Mary King’s Close, belki de en ünlüsüdür. Bugün yerin altına gömülmüş gibi duran bu geçit, veba salgınları, terk edilmiş evler ve hayalet anlatılarıyla anılır. Ancak burayı asıl ürpertici kılan, efsaneler değil, gerçek insanların burada yaşamış olmasıdır. Dar odalar, karanlık merdivenler ve gün ışığını nadiren gören pencereler, 17. yüzyıl şehir yaşamının ne kadar sert olduğunu sessizce anlatır.


Mary King's Close inanılmaz bir gizem. Genelde her karışını ücretsiz gezdiğim Edinburgh'un nadiren paralı olan yerlerinden birisidir bu Close. Ben Erika ve Deborah ile daha küçük bir geziyi yakınlarda yaptığım için buraya gitme gereği duymamıştım. Ama bu videoyu internetten sizin için buldum. Videodan da göreceğiniz gibi, yerin üzerindeki hayat yerin altında ve penceresiz olarak var. Evet, penceresiz, karanlık, nemli ve soğuk...

Buna karşılık Advocate’s Close, Edinburgh’un kartpostallık yüzünü sunar. Bir anda açılan manzarasıyla Scott Anıtı’nı çerçeveleyen bu geçit, fotoğrafçıların ve meraklı gezginlerin favorilerindendir. Burada geçmiş, ürkütücü değil; zarif ve dingin bir biçimde karşınıza çıkar. Taş basamaklardan aşağı inerken, bir zamanlar avukatların, yargıçların ve entelektüellerin bu yolu kullandığını bilmek, mekâna farklı bir ağırlık kazandırır.

Advocate’s Close

Close’ların en büyüleyici yönlerinden biri, sıradan hayat ile tarihin iç içe geçmiş olmasıdır. Bakehouse Close buna iyi bir örnektir. Bugün sakin ve neredeyse mütevazı görünen bu geçit, bir zamanlar fırınların, küçük atölyelerin ve günlük ticaretin kalbiydi. Hatta modern televizyon dizilerinde Orta Çağ Avrupa’sını canlandırmak için kullanılmıştır. Çünkü burada dekor yoktur; taşların kendisi sahnedir.

Bakehouse Close

Edinburgh close’larında yürürken zaman algısı değişir. Ayak sesleri yankılanır, rüzgâr dar geçitlerde yön değiştirir ve şehir gürültüsü bir anda kesilir. Bu anlarda, Edinburgh’un yalnızca bir başkent değil, katman katman bir hafıza mekânı olduğunu hissedersiniz. Her close, yukarıdaki görkemli caddelerin gölgesinde kalmış bir mikro evrendir. 

Belki de bu yüzden close’lar aceleye gelmez. Hızlıca girilip çıkılacak yerler değildir. Bir an durup taş duvarlara dokunmak, yukarı bakıp pencereleri saymak, isim levhalarını okumak gerekir. Çünkü bu geçitler, Edinburgh’un kendini en dürüst biçimde anlattığı yerlerdir. Ne tamamen turistik ne de tamamen gizli… Tam sınırda dururlar. 

Edinburgh’u gerçekten tanımak isteyenler için close’lar bir davettir: Ana yolu terk etmeye, bilinmeyene sapmaya ve şehrin kalp atışını dinlemeye yapılan sessiz bir davet. Eğer bir gün Royal Mile’da yürürken dar bir taş geçit dikkatinizi çekerse, tereddüt etmeyin. O close, sizi yalnızca başka bir sokağa değil, başka bir zamana da götürebilir.

Beni de başka bir zamana götüren bu close'lara kendimi öyle bir kaptırmışım ki, yemek yemeği unutup bayılmak üzereyken kendimi bir otobüs durağına zor attım. Yağmurdan da kaçıp kuru bir yere sığınmam gerekiyordu zaten, durakta hızlı hızlı yemeğimi yiyip eve döndüm ki, biraz dinlenip o büyülü akşama hazırlanayım...


Bir kaç gün önce inanılmaz bir rüzgarlı hava vardı ve ışık gösterisinin o günkü ziyareti iptal edilmişti. Merakla beklediğim bir akşam olduğundan haberleri kontrol edip duruyordum. Neyse ki her şey yolundaydı ve azaltılmış otobüslerin birini yakalayıp o güzel Inverleith mahallesine doğru yola koyuldum.

Ama hikayenin devamını yarın okuyalım zira close'ları yazmak baya zamanımı aldı.

25 Aralık 2025 Perşembe

25 Aralık - Erika’nın Evinde Noel Kutlaması

25 Aralık 2025 Perşembe 0

 25 Aralık hristiyan memlekette tek başınıza kalıyorsanız, araba yoksa ve sadece otobüsle gidiş gelişinizi yapıyorsanız biraz tehlikeli bir tarih oluyormuş. Vızır vızır işleyen otobüs ve tramvay hatları aniden saatte bire düşürüldüğü gibi hatların hepsi de aynı anda çalıştılırmıyormuş mesela. Deneyimleyerek öğrendim. 

Erika ile yeni geçtiğim adres olan Granton arası Allahtan iptal edilmemişti ve ben 19 numaralı hat ile Erika’nın evine rahatça varabildim, sadece saat başı hareket ettiği için biraz erken vardım diye düşünüyordum kiiiii, Deborah’ın İsviçreli olduğunu unuttum. Saatten daha dakik bir halk bu, benden daha önce gelmiş maaşallah.

Gelir gelmez kendimi mutfağa attım, 3 çeşit yemek çıkaracaktım çünkü. Hemen en basiti olduğundan haydariyi yapıp ardından kuru cacığa geçtim. İkisi zaten 10 dakikada tamamdı, 10 dakika olmasının sebebi mutfağa yabancı oluşumdu. Ardından hemen pide yerine aldığım liraları kesip yağda kavururken vardabitin yoğurtlu, sarımsaklı, sirkeli sosunu yaptım. Ardından liralar kızarınca sosuna eklediğim fasülyelerle birleştirdim.

Tabi her şey anlattığım gibi yolunda gitmedi, İsviçre’nin patatesli domuz pastırmalı yemeğini yaparken Deborah tavanın dibini tutturdu. Çıkan dumanı evden dışarı atana kadar yangın alarmı çalmaya başladı ve duman evden çıkmış olsa da çalmaya devam etti. Artık mecbur sandalyenin üzerine çıkarak alarmı kapattım, meğerse bu yöntemi bilmiyorlarmış 🥹 Ah benim saf ve temiz Japon’um, İsviçrelim… 

İşte bunlar da menümüz. Kartoffel ve domuz pastırması, benim vardabitler ve yoğurtlu mezeler, Erika’nın misolu tavuğu, m&s kurabiyesi. Erika’ya Noel hediyesi olarak o çok sevdiği Paddingtonun kitabını, Deborah’ya da tütsü almıştım, onları da verdim. Debby bana fudge ve iskoçların ünlü danasının olduğu minik bir cüzdan almış. Erika ise hediyeleri görünce Japonların attığı o naralardan attı sadece: Aaaaaaa 🫠

Herşey çok güzeldi ancak saat 20 gibi evden çıkmazsam bir sonraki otobüs saat 21’de olacaktı ve ben miso yüzünden hafif gazlandığım için hemen eve gitmek istedim. Zaten Deborah da fazla kalmak istemedi çünkü Errika ertesi gün erkenden kalkıp işe gidecekti. O nedenle acele etmeden gidelim diye çıktık, saniye şaşmayan otobüsüme binip buuzzzzz gibi evime, sıcak su torbası sayesinde sıcacık olacak yatağıma kavuştum. 

24 Aralık 2025 Çarşamba

24 Aralık - Batının Ahlaksızlığı: Noel Öncesi %90 İndirim!

24 Aralık 2025 Çarşamba 0

 Yarın Erika’nın evinde toplanıp yöresel yemeklerimiz yapalım dedik. Ben vardabitkuru cacıkhaydari yapmaya karar verdim. Önümüzdeki bir kaç gün marketler de Noel tatiline gireceği için hem abur cubur alayım hem de yapacağım yemeklerin malzemelerini halledeyim dedim. 

Sonra şu manzara ile karşılaştım: 

Ne demek yani Noel öncesi tüm aileler geleneksel Noel yemeği olan hindi, patates, havuç, turp gibi gıda malzemelerini %90’a varan indirimle 8 penny’e alabilecekler? Ahlaksız Batı, sende gram utanma yok mu yahu?! Halbuki dindar ve kalbinde Allah korkusunu her zaman taşıyan esnafımız gibi olup Ramazanda yaptıkları %200’lük zam, üstüne bir daha asla indirim yapmayacak aksine bindirim yapacaksın. Çünkü temiz Müslüman ahlakı bunu gerektirir. Rezil Batı! Utanmazlar!

23 Aralık 2025 Salı

23 Aralık - Old Town & Underground Tour

23 Aralık 2025 Salı 0

 Ah sıcak su torbası nasıl iyi geldi anlatamam. Ayrıca genel olarak evde yalnızım ve buzdolabı minik de olsa yalnız olduğum için yeterli ve malzemeler de gayet çeşitli. Her ne kadar Cathy ve David’i çok sevsem de sabah kahvaltısında gevrek, süt yemekten gına gelmişti. Gidip yumurta ve peynir alarak çeşitlendirdiğim kahvaltı, en az 20 çeşitten oluşan Türk kahvaltısını aramama neden oluyordu. Burada da kendime resmen ziyafet çekiyorum. Ama ev Susanne varken ve özellikle geceleri buz gibi. Açmamı istemiyor, çünkü ısınma çok masraflıymış. Haklı olabilir, çünkü bunun benzerini de David söylemişti daha önce.

Çatı katında olduğum için tavandan yana sıkıntılı olduğumu anlatmıştım. Aşağıda boş bir oda var, oraya geçip geçemeyeceğimi sordum Suzanne’a, geçebileceğimi söyledi. Derhal bavulumu topladım, yatak çarşaflarımı söküp aşağıdaki yatağa geçirdim. Yeni odam eski odama göre biraz daha küçük, ama pencereleri daha büyük. Tuvaleti ve banyo kullanmak için yine bir üst kata çıkıyorum. Dolayısıyla banyo malzemelerimi yukarıda bırakmamda herhangi bir sorun olmadı. Aşağıdaki oda dolap açısından biraz yetersiz ama kesinlikle önemli değil, ayrıca televizyonda var. Bu iyi bir şey. Hepsinden daha iyi olan da çatı katında o inanılmaz rüzgâr sesini duyduğum ve çok daha soğuk olan odadan en azından biraz daha sıcak bir odaya geçtim.

Geçiş işlemimi tamamladıktan sonra, Erika ve Deborah Ike birlikte dehliz turunu gerçekleştirmek üzere old town’s doğru yola çıktım. Normal zamanda yüzüne bakmayacağım bir tur, itiraf edeyim ama evin içi ile dışı aynı derecede olunca en azından hareket ederim diye katıldım bu tura.


Hatırlarsanız eğer, Edinburgh için dünyadaki neredeyse ilk gökdelenlerin görüldüğü şehir olarak bahsetmiştim. Bir yerden sonra yukarı doğru gidemedikleri için artık aşağıya doğru gitmeye başlamışlardı ve fakir halkı bu aşağıya doğru inen apartmanların penceresiz odalarında yaşıyorlardı. İşte bugün gittiğim tur da bu evlerden bir tanesini bize gezdirmişti. 

Evet, kalınan evlerin odalarında bir tane bile pencere yok. Sadece yerin altındaki havalandırmayı sağlayan ufak bir havalandırma borusu veya pencere diyebileceğimiz bir delik var. Asla unutmaması gereken bir konuda, Edinburhg deniz kenarı olduğu için her daim nemli oluşu. Bu nem de yerin altında yaşayan insanların kaldıkları odaların tavanında, duvarında, kısaca her yerde ıslaklık vardı. Bu insanların nasıl sağlam kaldıklarını, ciğerlerinin nasıl üşümediğini, hasta olmadıklarına gerçekten hayret ediyorum. 


Ha değdi mi? Bilmiyorum açıkçası. Ben pek etkilenmedim. Neden bilmiyorum Ama, penceresiz evlerde yaşayan insanların odalarını görünce neden hayretlere düşmediğimi ben de anlamıyorum. Bu durumun biraz daha uzun olarak anlatıldığı Mary King’s Close dedikleri yerde var. Aslında ben esas bu turu istiyordum ama bu tür biraz daha pahalı, yaklaşık 25 pound civarında. Doğru bilgiye de ulaşamadım hani 25 pound az para da değil, o kadar para verilebilir mi verilemez mi konusunda şüphelerim vardı. İnsanlar da biraz diğer insanları aldatır pozisyonda oluyor genel olarak. Beğenmedikleri ama o kadar para verdikleri bir etkinliği veya turu başka insanlar da mahvolsun diye çok güzelmiş gibi tavsiye ediyorlar. Bilmiyorum aklımda kaldı biraz içimde kaldı o an bu gittiğim tur da Mary King Close turunun biraz ufaltılmış hali gibiydi.

22 Aralık 2025 Pazartesi

22 Aralık - Christingle Gathering

22 Aralık 2025 Pazartesi 0

 Iııııuuuuhhhh… Evet, buna da katıldım. Sırf meraktan. Zaten insanın başına ne gelirse ya meraktan. Veya curiosity kills the cat. Zaten ayine katıldıysam bu neden olmasın? Çok da güzel kültürlendim. 


Efem, bizim gibi Hristiyanlıktan uzakta olanlar için anlatayım. 

Christingle, özellikle Birleşik Krallık’ta Noel döneminde düzenlenen, kökeni 18. yüzyıla dayanan sembolik bir Hristiyan geleneği. Yani çok çok eskilere dayanan bir gelenek değil. Ana sembol, portakal, dünyayı; etrafına sarılan kırmızı kurdele Tanrı’nın sevgisini ve İsa’nın fedakârlığını, portakala saplanan dört kürdan ise dünyanın dört bir yanını ve yılın mevsimlerini simgelerken kürdanlara takılan kuru meyveler ve şekerlemeler, yeryüzündeki nimetleri anlatır.

Tüm bunları hazırladıktan sonra sıra muma geliyor. Mum, portakalın tepesine (bizim mumu yerleştirmemiz için çarpı şeklinde kesilmişti) yerleştirildikten sonra yakılıyor ve böylece karanlıkta yol gösteren ışığı, yani İsa’yı sembolize ediyor diyorlar. Bu sembolik hareketi genelde çocuklarla yaparlarmış ki bize portakalı, kurdeleyi, kürdan ve şekerleri dağıtan hep çocuklardı. 

Bir önceki kadar uzun sürmedi ama bana sıcak bir ortam Susanne’nın evinin buz gibi oluşundan sonra anlatamayacağım kadar iyi geldi. Vakit de daha erken olduğu için Deborah ve Erika ile birlikte kilise yakınındaki Books N Cups’a gittik.


Yani mekan ayrı minnoş, yiyecek ve içecekler ayrı minnoş. Zaten sıcağa ilk defa ihtiyacım var çünkü yıllarca sıcaktan nefret eden ben, sıcak olmadan yapamıyorum bu memlekette.

Çünkü bakın, hava en yüksek 7 derece bugün itibariyle. Ama her zaman rüzgar var ve hissedilen genelde 3-4 derece civarında oluyor. Bir de ben şu anda sahile çok daha yakınım ki nemi daha fazla hissetmem demek, kolon ortasında daha çok üşümek demek. Şimdi de aşağıdaki fotoğrafı inceleyelim: 


Bir tane duman çıkan baca yok. Adamlar yakmıyor arkadaşlar!

Sigerin böyle işi diye Morrisons’a gidip sıcak su torbası aldım. İyi ki almışım yani, eve girer girmez suyu ısıtıp yatağımın içine koyuyorum. O kışın o nemle buzzzzzz gibi olan yatak 5 dakikada sıcacık oluyor.

Susanne’dan gizli kombinin de yerini öğrendim. O yokken köklüyorum valla kombiyi. Yaşlılar gibi kemiklerimi ısıtıyorum o yokken. 🥲 2 gün bile olmadan Cathy ve David’i özledim, yalan yok.

21 Aralık 2025 Pazar

21 Aralık - Cathy ve David ile Kısa Veda, Yeni Evim, Christmas at Movies Konseri

21 Aralık 2025 Pazar 0

 Evet, gün geldi çattı. Benim için değişik bir deneyim olacak, çünkü yeni bir ev, yeni bir düzen, yeni insanlar. Agatha evine doğru uçarken ben de evime doğru gidiyorum, David’in hazırladığı güzel bir kahvaltıdan sonra. 

Yeni evim Granton’da. 19 Ekim’de Royal Botanic Garden ziyaretimden sonra aman ne güzel rengarenk evler var burada ve hala denize giriyorlar diye şaşkın baktığım gün gittiğim yer burası. 

Eve şu an bulunduğum Moredun’dan gidiş yoluna gelirsek, şanslıyım ki hat değiştirmeden gidebiliyorum. O sevmediğim, beni St. James Square’da bırakan, beni baya yürüten 8 nolu hat beni Nelsonların evinden alıp Cochrane’lerin evine bıraktı ki o ağır bavulla ( kış zamanı işte her şey ağır…) fazla yürümemek ballıyım dedirtti bana. Tabi bilemeyip bir durak erken inmişim, bu yüzden bavulu çekerken kollarım uzadı. 

İşte evim. Yeşillik yokken hayal edin, kışmış gibi. Bu evin bir sağda bir de solda kapısı var. Alt ve üst kat ayrı. Benim kaldığım ev üst katta ve baya dik bir merdiven ile çıkılıyor. Neden söyledim? Çünkü bavulu tek başıma çıkarttığımdan ilk basamaklarda 20 kilo olan bavul, üst kata geldiğimde 350 kilo kadar olmuştu. 

Evin sahibi Susanne. %100 İskoç ve offf çok güzel bir kadın. 3 çocuk annesi, bir kaç haftaya anane olacakmış. Evde tek yaşıyor, bir de günlerini sokakta geçiren, eve yemek yemeğe gelen bir Toledo’su var. 

Bavulumu ilk kata taşıdım diye sevinirken senin odan bir üst katta demez miiiii? Neyse halime acıdı da çatı katına çıkartırken bana yardım etti. 

Beni görür görmez hay Allah çok uzunsun demişti, nedenini anlayamamıştım ama çatı katı odayı görünce anladım. Oda harika, diyeceğim hiç bir şey yok. Acayip konforlu iki kişilik yatak (ki benim kaldığı evde yatak hem çok küçük hem de her döndüğümde gacır gucur ses çıkartıyor), yepyeni mobilyalar, tam karşımda kendime ait banyo ve tuvalet. Ama, işte bu kadar olumlu cümleden sonra gelen “ama” işi bozuyor. Bu kadar güzel odanın sadece kapı girişinde ve odanın ortasında dik durabiliyorum. Giyinirken, yatağa giderken, makyaj yaparken hep iki büklüm durmak zorundayım. Ve çat çut başımı tavana vurmak da bonusu. Ya boşver manzara da oda da çok güzel dedim.

Sonra Susanne’ya kuralları sordum, “ne kuralı?” dedi bana. Dedim, “hani yemek ve kahvaltı saat kaçta, öğle yemeğim için sandviç yapabilir miyim? Çarşaf değişimi, çamaşır yıkama ve temizlik günü?” 

“Ah tatlım, benim değişik bir çalışma sistemim var, üst üste 3 gün evde olmuyorum, 4 gün de evdeyim. Bu 3 gün için benden istediğin gıda malzemesi varsa önceden söyle ki sipariş edeyim. Çünkü kahvaltı da akşam yemeği de sana ait.”

Tamam dedim, en azından damak tadına göre yemek yapıp bulaşıkları gıcır gıcır yıkayabilcem. Sonra beni mutfağa götürdü, malzemelerin yerini söylemek için.

İşte bakın yine pişmanım ki evin fotoğraflarını çekmedim. Bunu da o cadde üzerinde satılan bir evin fotolarından arakladım. Sadece 4 m2’lik bir mutfağı var ve o koridordan iki kişi zor geçiyor. Hani ikimiz de şişman değiliz ki rahat edebildik. 

Tabi benim ilk sorduğu soru, buzdolabın nerede oldu. Cathy ve David’in evlerinde alıştığım çift kapılı kocaman siyah buzdolabı gibi büyük bir buzdolabı aradı gözlerim.


İşte buzdolabı. Otellerde kullanılan kadar neredeyse. Ben hiçbir evde tezgah altı kullanılacak bir buzdolabı görmedim, ilk oldu bu 🥴

Ev ile ilgili düşüncelerimi zaman geçtikçe yazacağım. Esas bahsetmek istediğim taaa Ağustos ayında biletini aldığım bir konser vardı, şimdi onun zamanı. 

Efendim, konserimiz Usher Hall isimli konser salonunda. Konumuz da “Christmas at the Movies”. BBC Senfoni Orkestrasının ünlü film müziklerini seslendirdiği bir teması var. Ve ben yine atmosfere, kültüre, zenginliğe hayran kaldım.



Orkestradan çıkan enstrüman sesleri ne kadar da gerçeğe yakın değil mi? Asla ama asla böyle net biçimde duyacağımı tahmin etmemiştim. Tam 3 saat gözlerimden, beynimden, kulaklarımdan kalp çıkararak izledim 🥰😍


Mussssssmutlu geri döndüm yeni evime. Yalnız kendimi burada pek güvende hissetmiyorum açıkçası. David her zaman evde olurdu, hırsız alarmı vardı, David olmasa da evde illa ki birisi vardı fakat ben yalnızım. Üstelik çatı katı o kadar soğuk ki. Şansıma inanılmaz bir rüzgar var, çünkü kıyı şeridindeyim. 

Nelsonların evinde incecik bir pijama ile yatarken bu evde 2 dakika bile pijama ile yatamadım. Yatağın içi sanki soğuk su dökmüşsün gibi. Kalın eşofman altımı, eşofman içine kalın çorabımı ve üstüne yün çorabımı giydim. Yün fanilamı ve üstüne de bulabildiğim en kalın kazağımı geçirdim. Üstüne de şu ana kadar hiç giyme gereği duymadığım hırkamı giymek zorunda kaldım. Daha bitmedi, başımı korumak için de başıma tülbent bağladım! Ben bu tip giyinmeyi 3 derece havada yaklaşık 4-5 saat dışarıda kalacaksam tercih ediyorum, düşünün evin soğukluğunu. Kadın Aralık ayının sonunda kombiyi kapatıyor yahu! 

Yarın ilk işim kombinin yerini ve nasıl açacağımı keşfetmek olacak!!

20 Aralık 2025 Cumartesi

20 Aralık - Kurs Tatile Giriyor, Gyle Shopping Center

20 Aralık 2025 Cumartesi 0

 Christmas tatili nedeniyle bugün kursta son günümüzdü. Öğrencilerin çoğu Avrupa’dan olunca birçok arkadaşla vedalaşma zamanı oldu tabi ayrıca. Kursun çoğunluğu için artık bitiş ve eve dönüş oldu. 30 Aralık itibariyle kurs, şehirde kalan öğrenciler ile birlikte tekrar açılacak ancak karma bir sınıf olacak. Ocak ayının ilk haftası itibariyle de herkes kendi sınıfına devam edecek. Ancak benim için bu sınıfta ve sevgili İngilizim Kathryn ile son dersimizdi. Çok sıkıldığım için seviye tespit sınavım neticesinde bir üst kura, aslında taaa en başında bulunduğum seviyeme geri gidiyorum. İlk hafta sınıfımı sevmeyip değiştirmiş ve şimdiki sınıfıma geçmiştim. İyi ki bu değişikliği yapmışım, bu sayede Ayhsa, Erika, Gianpiero, Deborah, Alice, Danila ile tanışma şansım oldu.


Ders bitiminde hepsi ile ayrı vedalaştık. Allahtan Deborah burada. Erika çalışsa da burada. 

Sonra eve gitmek istemedim. Aylak aylak dolaşasım tuttu. Öyle bir aylaklık ki neredeyse Edinburgh Havaalanına gideceğim. Tabi o kadar gitmesem de önce yapılacaklar listemde artık ıncık cıncık kalan yerlerden King George V Park’a gittim. Aslında Aralık ayının o soğuk havası nedeniyle tam olarak anlayamadım ama şöyle yazın gelseydim eğer, komando talimi gibi güç ve dayanıklılık isteyen bazı çalışma alanlarını dolu görebilirdim. Evet, parkın böyle atlamalı, yuvarlanmalı, tırmanmalı faaliyetler için büyük bir alanı var.

Ama ben o alanı değil, bunu çekmişim. Yani benden YouTuber falan olmaz. Gördüklerimin onda birini ancak fotoğraflıyorum. Hatta daha acısını Gyle Shopping Center’da yaptım. 

Şöyle, napam napam diye aranıyorum çünkü eve gidesim yoktu. Bir de çocuk gürültüsü falan kafam s.kilecek, dolaşayım dedim. Nasıl buldum, neden buldum bilmem ama King George V Park’tan Gyle Shopping Center’a gidem dedim. İki otobüs aktarması ile vardım. Tabi giderken sağa sola bakmak, evlere bakmak benim en büyük zevkim. Burada da bunu bolca yaptım zaten. İşte bu mini gezi de bu yapışlarımdan biri.  


He çektim mesela dışını. Ama içi nerede? Aslında her tarafı camdan olan, gün ışığını çok güzel alan ve doğal ışığı olan çok güzel bir cam idi. Onu geçtim, ben geldiğimde okullardan birinin öğrencileri Christmas ile ilgili çok güzel bir oyun sergilediler. Durup izlememe rağmen neden çekmedim? Hani tamam, anı yaşayalım diyorum ama bak aklımda çok kalmıyor. 10 saniye de olsa çeksene kızım?

Yok ben park çekcem, bahçe çekcem, ağaç çekcem… 

Ha bir de dumpling yedim, güzeldi. Yolun dönüşü de çok uzun olunca (1 saat 9 dakika - ama boş vakit varsa harika oluyor la, emekli gibi boş boş gez 🫠) döne m bari dedim. Daha bavul hazırlicam, yarın 3 haftalığına evim olacak yere geçiyorum.

 
◄Design by Pocket