Edinburgh etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Edinburgh etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Ocak 2026 Cumartesi

24 Ocak - Eowyn Kasırgası

24 Ocak 2026 Cumartesi 0

 Gördük ebemizin .mını diyebilirim!




Gece üçte başlayan Eowyn fırtınası yüzünden evin çatısı uçacak, duvarları yıkılacak sandım. Cidden öyle bir fırnıta idi. Penceremden sabah bakınca, ALDI'nin otoparkının ilerisinde bululan ağaçların yarıya kadar yattığını gördüm. İşe gidiş olmayınca, Cathy'nin baktığı çocuklar da gelmemişti. Evin içinde sadece rüzgarın uğultusu, camlara rüzgarın şiddetiyle çatır çatır vuran yağmur sesi vardı.

Aslında çokça tedirgindim çünkü yarın uçuşum var ve ertelenirse naparım, kalabilir miyim diye sordum Cathy ve David'e. Çünkü öyle bir sistemleri var ki, bir öğrenci gidiyor, hemen yenisi geliyordu. Hallederiz, sen hiç telaşlanma dediler. İyi dedim... Sokağa atacak halleri yok Allahtan ama sevmediler mi valla "Git havaalanına, bişey olmaz" bile diyebilirlerdi.

Akşam haberlerde firtınanın hikayesini bolca dinledik. Saatte 100 km hıza varan rüzgar, Son 10 yılda yaşanılan en güçlü fırtına olmuş. Hakkını verdi yani.


Haberlerden sonra hep birlikte son fotomuzu çekindik. Molly, Cathy ve David... Bana 4 ay boyunca ev sahipliğinin yanı sıra ikinci anne-babalıklarını yapan insanlardı. Soğuk denilen halkın asla soğuk olmayan iki ferdi idi bu aile. Kızları Claire, torunları Lillie kalbimde her zaman bambaşka bir yere sahip olacaklar.




23 Ocak 2026 Cuma

23 Ocak - Edinburgh'a Vedam...

23 Ocak 2026 Cuma 0

 Normalde bu vedayı yarın gerçekleştirmem gerekiyordu ancak, telefonlara gelen ve kalbinizi yerinden söküp atan o uyarı sesi ile meteorolojiden gelen sesle yarın çok büyük bir fırtınanın geleceğini; uçak, otobüs ve feribot seferlerinin iptal olacağını, okulların bir günlük tatil edileceğini bildirdiler. Haliyle yarın evden çıkamayacaktım ve vedamı bugün etmeliydim. 

Kurstaki öğrencilerle, öğretmenim Tom'la ders sonunda vedalaşıp bu seyahatim için son kez OMNI Center'a gidip Hommies Pizza'da o bayıldığım pizzayı kendime ısmarladım: Ballı, jalapeno biberli ve pastırmalı. 

Normalde hocam Kathryn ile de yarın buluşacaktık ama her yerin kapalı olacağını söyleyip eğer uygunsam bugün buluşalım mı diye sordu, pizzamın sonuna geldiğim için 10 dakika sonra kursta olacağımı söyledim, OMNI'ye veda edip kursa varınca öğretmenler odasından Kathryn'i alıp ilk hocam Sarah ile de vedalaşıp Hanover Street üzerindeki Papii Limited'e uğradık. Birer kahve eşliğinde koyu bir sohbete daldık. Ülkemi, önceden nasıl olduğunu, şimdi nelerle uğraştığımızı, bir kadının ülkemde neler yapabildiğini, benim neler yaptığımı anlattım. Hafızasında dini bayramların anlatıldığı sunum günlerinde zaten Araplar Kurban ve Ramazan bayramlarını anlattıkları için benim ısrarla milli günleri anlatışımı, Atatürk'e bağlılığımı, cumhuriyet bayramının özellikle kadınlar tarafından çoşku ile kutlanmasını, Anıtkabir ziyaretlerinin nasıl kan kaynatan biçimde olduğunu çıkmayacak biçimde yer ettiğini söyledi bana. 

Gurur duydum...

Bir müslüman ülkede yaşana kadın olarak tüm dinlere açık oluşumu, Hristiyanlık hakkında bilgi sahibi olmak için öğrenme isteğimi de ayrıca takdir etti. Sen Orta Anadoluda böyle açık fikirli birini daha asla bulamazsın gülüüüüm...


 Hocamla vedalaştıktan sonra en en en sevdiğim Princes Street Garden'ıma gelip görüntüsünü bir kere daha aklıma kazıdım.

Ardından kısa bir Old Town turu yapıp,

Bana 4 ay boyunca ev sahipliği yapan, 45 yıllık ömürümün en güzel günlerini yaşatan, ayakları üzerinde duran bir kadının kendisine ettiği en güzel hediyene bir sonraki gelişime kadar veda ettim. Artık eve dönmeliydim zira rüzgar gittikçe hızlanmıştı ve hava yüzüme ve ellerime iğne gibi batmaya başlamıştı.

Eve döndüğümde Cathy en sevdiğim yemeği yapmıştı benim için. Bir viski eşliğinde yemeğimizi yedik, odalarımıza çekildik.


 Yarın tüm gün evde olacağımız için öğle yemeğim olacak olan mikrodalga yemeğimi almayı unuttuğumu hatırlayıp bir koşu ALDI'ciğime gidip geldim ve huzurlu, mutlu uykuma daldım.

22 Ocak 2026 Perşembe

22 Ocak - Sıra Geldi Benim Vedama...

22 Ocak 2026 Perşembe 0

 Bugün bir çılgınlık edip Edinburgh'un en zengin mahallesi olduğunu sandığım Dick Place'i yerinden eden bir yerin varlığını öğrenip oraya gittim: Belmond Drive. Öyle bir zenginlik ki sokağa orada oturanlar haricinde kimse giremiyor(muş), ben de gidince öğrendim 😅

Evlerin 2-3 milyon pounda satıldığı bir yer ki öyle evler var ki asla fotolarını göremiyorsunuz. Şöyle açıklayayım. İskoç emlak piyasasında daha önceden satılan evlerin iç mekanlarını adres girerek rahatça bulabilirsiniz. İnternet üzerinden satıldığı için, bir ev satışa çıktığında şu yılda şu fiyata satıldı diye görebilme şansınızın yanı sıra ne tür yeniliklerin de yapıldığı hakkında hem bilgi sahibi olabiliyorsunuz, hem de fotoğrafları silinmediği için daha önceki satış halinin ne olduğu hakkında bilgi sahibi olabiliyorsunuz.

Ama bu durum Belmond Drive için geçerli değil. Sanki özel bir klan gibi, tek bir evin satış bilgisi ve fotoğrafları var. 


O da bu ev, 2023 yılında 2,9 milyon pounda satılmış.


Şöyle bir kış bahçesi var ki, bu bahçe büyüklüğü benim kaldığım evin salon ve mutfağı kadar diyeyim size.

İçeri giremeyeceğimiz belli olup boyumuzun ölçüsünü aldıktan sonra beni her zaman kucaklayan Princes Street'ime geri döndüm.


Hediyeliklerimi aldım, gelenek olan magnet, fudge ve el yapımı çikolata. Yeterli bence.

Gelmişken son royal mile turumu attım.


Sokak müzisyenlerinden müziğimi dinledim, 


Sağa sola bakıp her yeri tekrardan hafızama kazıdım,


Evime dönüp yavaş yavaş bavulumu hazırladım 😔😔

Akşam da kızlarla buluşup veda yemeğimizi yedik. Erika bana kurutulmuş balık, ruj ve rimel almış, canım yaaa. Agatha birlikte çekildiğimiz fotoğrafları bastırıp verdi bana. Daniela da sağolsun benim yemek paramı ödeyerek jestini gösterdi.


Çok güzel bir Hint Restoranıydı, Yaduvanshi Authenic Indian Restaurant... Canongate yakınlarında, ulaşımı kolay, fiyatları ulaşılır bir restorant. Merak ettiğim türlü hint yemeklerinin ve içeceklerinin tadına bakma şansım oldu.

Bu kızlar da benim şansımdı. Kaldığım süre boyunca her biri her dakika yanımdaydı. Hepsini ayrı sevdim....

Artık kısa bir süre sonra eve dönüş sırası bende.


20 Ocak 2026 Salı

20 Ocak - The Scottish Parliament

20 Ocak 2026 Salı 0

The Royal Mile'ın sonunda, Holyrood Palace'ın tam karşısında yer alan, eski şehrin dokusunun oldukça zıddı olan bir bina, Parlamento Binası. Konum, mimari, tasarım ve inşaat şirkeleri nedeniyle yapımından itibaren İskoç halkı tarafından eleştirilmiş, max 40 milyon sterline yapılır dedikten sonra 414 milyon sterline mal olmuş. Eh, arada bir 10 kat fark olunca hak etmiş diye düşünüyorum. 


Size binayı nasıl anlatabilirim bilmiyorum. İçeri girdiğiniz anda aslında oldukça modern bir mimari ile karşılaşıyorsunuz. Ama her bölümde o kadar fazla imgelemeler var ki, bir yerden sonra ucu kaçıyor.


Mesela bu imgenin referans aldığı, aşağıdaki resimmiş.


Benziyor mu? Bence değil. Yok işte şurası iskoç denizinin dalgaları, yok burası buzda kayan insanlar falan filan. Gerekli miydi? Bilemem. Bana göre ağır referanslar sonuçta kakafoni yaratır.


Kendi sitesinden  rehberli tur için rezervasyon yaptırıp ücretsiz gezebiliyorsunuz. Kendi başınıza giriş yasak. Bir de elbette bir parlamento binası olduğu için güvenlik sıkı. Ben çantamda bulunan çatal için oldukça uzun bir açıklama yapmak durumunda kalmıştım. Bıçak olsa anlarım da birini çatallamak??


Eğer uzun süre kalacaksanız gidilebilir bir yer ancak kısa süreli seyahatler için ne gereği var efendim, gezilecek onlarca yer varken zamanınızı burada harcamayın derim.

Ah, bir de en güzel kısmı da hediyelik eşya mağazası. Kendi arılarının yaptığı balları alabilirsiniz. En azından sürdürülebilirliği güzel yapmışlar.

18 Ocak 2026 Pazar

18 Ocak - İşte Geldi Çattı Son Cumartesi

18 Ocak 2026 Pazar 0
Tamı tamına 3.5 dolu dolu ayımı burada, güzellikler, mutluluklar, huzur, eğlence, gezi ile geçirdim. Yıllar yıllar sonra hayatının en güzel dönemi nedir diye sorsalar hiç düşünmeden bu 4 ayımı söylerdim. İyi ki, iyi ki, iyi ki yapmışım. Her ne kadar birikimimin çoğunu buraya vermiş olsam da, bütçemde büyük bir delik açmış olsa da paramı ne için kazanıyorum ki? 

İşte ben de buradaki son cumartesi günümü nasıl geçirdiğimi anlatıyorum şimdi….

Sabah güzelce kahvaltımı yapıp sandviçimi ve termosumu alıp Union Canal tarafına gittim. Kanal, 1822’de Falkirk'ten Edinburgh'a uzanan ve özellikle kömür olmak üzere madenleri başkente taşımak için inşa edilmiş bir kanal aslında, zamanla demiryolunun kullanımının artmasıyla değerini kaybetmiş ve şimdilerde eğlence, yürüyüş ve bisiklet yolları olarak kullanılıyor.



Üff cennet cennet diye yürüdüm. 

Ardından kanal turum bittiğinde saat yaklaşık olarak 12 olmuştu ve eve gidip napcam ya diyerek Princes Street’e gelmiştim. O anda yapılacak en saçma şey neyse ona karar verdim ve evin kendi hatlarından biri olan Gorebrigde hattının sonuna kadar gitmeye karar verdim. Ne mana? Haklısınız. Yol nerdeyse 1 saat sürüyordu ve ben evlere, manzaraya doyamadığım için yapmaya karar verdim. Geze geze (bana göre tabi) son durağa kadar gittim, inip kasabada bir tur atıp geldiğim otobüsle geri döndüm. Tabi bu arada kasabaya bakma şansım oldu. Parkları, kafeleri, pubları, veteriner hekimleri, mağazaları ile asla kasaba demeyeceğim güzellikte bir yermiş meğerse Gorebrigde.


 Yol öyle uzundu ki otobüs şöförünün çiş molasını bekledik mesela 😃

Aynı akşam yine kurstaki Kathyrn hocamız sağolsun blind date gibi yine başka bir eve yine o olmadan davet edilmiştik. Bu seferki ailemiz de Craig ve Kirsty’nin eviydi, yine kilisede tanışmıştık. Bu akşamki toplanma amacımız da Burns Night idi. 

The Writers’ Museum ziyaretimde kendisine ayrıntılı bilgi verdiğim İskoçyanın gelmiş geçmiş en ünlü şairi vardı, Robert Burns. 25 Ocak onun doğum günü ve İskoçya’da ulusal bir gün olarak kutlanıyor. İşte bizim de toplanma amacımız, ben 25 ocakta ayrılacağım için gitmeden bu geceyi yaşamamı istemeleri idi. Çok kalp…

Burns Night nedir, önce onu kısaca anlatayım. Şairin ölümünün 5. yılında Burns’ün yaşadığı evde aslında ölüm yıldönümünde başlandı ancak zamanla  doğum günü tarihi olan 25 ocağa çevrildi. Bu gecede yapılanlar, şairin çoğu şiirinde yer bulan Haggis’in tartan giyilerek, gayda eşliğinde veya o çok ünlü olan hogmanay’de de söylenen Auld Lang Syne şarkısı eşliğinde söylenerek yenilmesi ve elbette viski ile içilmesidir.


İşte biz de Agatha, Daniela, ben, adını hatırlayamadığım Polonyalı ve Japon bir kızla birlikte bu gece için buradaydık. Bizim dışımızda 2 aile dostları da vardı. 


Çocuklar olduğu için viski haricindeki tüm gereklilikleri yerine getirdiğimiz bir akşam oldu. İskoç diline dair kelime tahmin etme oyunu, kelime bulma oyunu, iskoç şiirlerini okuma yarışması ve 5 farklı ülkeden 5 farklı kızın olduğu bir ortamda herkesin kendi dilinden bir şiir okumasını istediler.


Öncelikle şu aksanı dinlemenizi istiyorum. Ne kadar farklı geliyor kulağa değil mi? Challenge level Asian gibi.

Ben hangi şiiri okudum kısmına gelirsek, Nazım Hikmet’i seçtim.
Seni düşünmek güzel şey, 
ümitli şey, 
dünyanın en güzel sesinden 
en güzel şarkıyı dinlemek gibi birşey... 
Fakat artık ümit yetmiyor bana, 
ben artık şarkı dinlemek değil, 
şarkı söylemek istiyorum...
Çok güzel ve çok farklı bir gece oldu benim için. 

15 Ocak 2026 Perşembe

15 Ocak - Portobello, Shrimpwreck

15 Ocak 2026 Perşembe 0

Portobelloyu dümdüz sahili, açık sarı ve un gibi kumları, sahilde bolca bulunan deniz kabukları, etrafındaki fastfood restoranları olduğu için çok sevdim.


 Buraya güneşli bir günde tekrar geleceğim demiştim. Bakın işte güneşli bir günde deniz böyle masmavi işte.

Güneşin yanı sıra bu tatlı mı tatlı sığırcık kuşları da bana eşlik etti.


Çok güzel ötüyor değil mi? Çekmelere doyamadım minişi. 

Tabi bu arada Shrimpwreckten de crab on friesimi, yanında irn-bru eşliğinde soğuktan burnum aka aka yedim. Yolunuz düşerse sahili zaten kesinlikle tavsiye ederim, bir de bu salaş mekanı da listenize ekleyin.


14 Ocak 2026 Çarşamba

14 Ocak - Makars Mash Bar & Nosferatu

14 Ocak 2026 Çarşamba 0

 Bir restoran düşünün, rezervasyonları 2 hafta öncesinde doluyor... Çünkü bahsettiğim yer Edinburgh’un kalbinde etin ve patatesin en iyi hâlini bulacağınız Makars Mash Bar.

 Edinburgh’un tarihi Old Town bölgesinde, Royal Mile’a birkaç adım mesafede yer alan Makars Mash Bar, İskoç mutfağının en mütevazı ama en karakteristik lezzetlerinden birini merkeze alıyor: patates püresi. Ancak burada söz konusu olan, alışıldık bir “yan yemek” değil; başlı başına bir gastronomi deneyimi. Patatese saygı duruşu yaptıran bu restoranın felsefesi oldukça net: yerel ürün, basit tarif ve güçlü lezzet. 

Menüde yer alan patatesler İskoçya’nın farklı bölgelerinden, mevsimine göre özenle seçiliyor. Klasik tereyağlı ve kremalı pürelerden, sarımsaklı, hardallı ya da cheddar peynirli alternatiflere kadar uzanan geniş bir püre yelpazesi sunuluyor. Her püre, üzerine eklenen soslar ve ana yemeklerle birlikte adeta yeniden yorumlanıyor. Sosis, haggis, köfte, vejetaryen seçenekler ve zengin gravy soslarıyla tabaklar hem doyurucu hem de rafine bir hâl alıyor.

İskoç mutfağıyla ilk kez tanışacaklar için Makars Mash Bar son derece güvenli ve keyifli bir başlangıç noktası. Özellikle haggis denemek isteyen ancak tereddüt eden ziyaretçiler için, haggis’in patates püresi ve soslarla dengelenmiş hâli oldukça yumuşak bir geçiş sunuyor. Vejetaryen ve vegan seçeneklerin de menüde güçlü bir şekilde yer alması, mekânı her damak zevkine hitap eden kapsayıcı bir restoran hâline getiriyor.

Makars Mash Bar’ın atmosferi de en az menüsü kadar davetkâr. Taş duvarlar, ahşap masalar ve sade dekorasyon, Edinburgh’un tarihi dokusuyla uyumlu bir sıcaklık yaratıyor. Turistlerin yanı sıra yerel halkın da sıkça tercih etmesi, mekânın samimiyetini ve kalitesini doğrulayan önemli bir gösterge.

İşte adını gezi araştırmalarımı yaparken sıkça duyduğum bu restorana gitme zamanımı hay huyun azaldığı, zamanı içime sindirerek yaşadığım döneme denk getirmek istedim. Garsonun tavsiyesine uyarak funda balı ve şalgam püresi eşliğinde dana-kuzu karışık et ve klasik tereyağlı patates püresi, yanında sorbet ve beni fazla çarpmasın diye alkol oranı görece düşük Stewart’s Session IPA sipariş ettim.

Şimdi... Hayatımda yediğim en güzel et diyemem ancak, İngiliz/İskoç kültürüne göre hayatımda yediğim en güzel et diyebilirim. Dışı hafif kıtırlanmış, içi ilik gibi bir etten bahsediyoruz. Patates püresinin tereyağı gerçekten imza püre yapacak kadar güzeldi. Etleri genelde kanlı bırakıldığından o bildik et tadının yanı sıra aldığım kanlı ve kokulu tad şükür ki bu ette yoktu. O yüzden güzel bir deneyim yaşamak adına gidilmesini tavsiye ederim.

Yemeğim bitince klasik old town turumu tamamlayıp,


Eve döndüm. Akşam yemekten sonra Agatha ile OMNI Centre'deki sinemaya Nostferatu'yu izlemeye gittik.

Hayatımda izlediğim en saçma sapan ve iğrenç seslerde dolu bir filmdi. İkimiz de kibarlıktan birbirimize gidelim diyemeden baya bi izledik. Burada film araları da yok, konuşamıyoruz da. En sonunda Agatha'ya seni dışarıda bekliyorum deyince ay dur ben de geliyorum demesiyle onun da filmi sevmediğini anladım. Onlarca kere özür diledi, kuzum sen nerden bileceksin ki böyle kötü bir çekim olacğını dedim. Kötüydü ya...

9 Ocak 2026 Cuma

9 Ocak - Kendimle Randevum, Norveç Uluslü Waffle

9 Ocak 2026 Cuma 0

 Edinburgh'ta artık gezecek yer kalmadığından, etraftaki şehirlere gitmek için de hava aşırı soğuk ve rüzgarlı olduğundan artık şehir sakini gibi kendimi yavaşlatmaya başladım. Ders sonrası zamanımın çoğu Aralık ayından beri kütüphanede ders çalışmak, bolca film ve dizi izlemek ve yapması artık 1,5-2 saatimi alan ödevlerimi yapmakla geçiyor. 

Bugün de aynı tempoda devam ederken ders sonrası Princes Street üzerinde bulunan Black Sheep Coffee'de yolun karşısındaki Waverley Train Station'a bakan bir masa bulup kendime blueberry matcha latte (keşke daha önce deneseymişim. ba-yıl-dım!) ve Norwegian Classis Waffle ısmarladım.


Waffle'in içerisinde brunost adı verilen ve görünümü cheddar peyniri gibi olan ama karakteristik olarak biraz daha kahverengi rengi ve tatlı tadını süt şekerlerinin kaynatıldıktan sonra karamelize edilmesinden alan ilginç bir peynir vardı ve çilek reçeli ile birlikle servis ediliyordu. Yediğim için biraz pişman olmuş olabilirim. Benim için yeni bir tad olmasının yanında peynirin tadı ve kokusu son derece baskındı, bu da reçelin tadını bitkiselden çok hayvansal ve sanki kokuyormuş gibi algılamama neden oldu.

Ama şikayet etmeye gerek yok, bir daha nerede yiyeceğim? Norveçe gidip 😅 Ama Norveçe gidip yer miyim bunu, bilmiyorum...

Yarın sabah karga bokunu yemeden havaalanına gitmem gerekiyor, çanta hazırlamaya başlasam iyi olacak.

6 Ocak 2026 Salı

6 Ocak - Yeni Sınıfım

6 Ocak 2026 Salı 0

 Eveeeet, işte ben Kaplan Language School'un en üst seviyesindeki sınıfımla ilk dersime başladım. Sınıfa girerken çok heyecanlandığımı itiraf ediyorum 😥 Kathryn'den, Agatha'dan ve Daniela'dan ayrıldım. Safe place'lerimin hepsini aynı anda kaybettiğim için biraz da olsa gergindim. Yeni hocamın adı Tom, kızıl saçlı, çok güzel bir diksiyonu var. Özellikle kelime sonlarındaki sessiz harflerin üzerine bastıkça çıkan vurgu sesine hayran kaldım.

Her sabah dersimize oyunla başlıyoruz. Bir gün önce bize öğrettiği kelimeleri puzzle'ın içine yerleştirip bizden onları bulmamızı, tekil olarak bilgi yarışması yaparak aramızda rekabeti, grup çalışmasında birbirimizle eşit sürelerde sohbet etmemizi sağlıyor. Önceki sınıfımda sessiz kalmalı tercih eden öğrenciler çokça bulunurken bu sınıfta herkes konuşmak için oldukça hevesli.

Kursa ilk başladığım hafta, ben bu sınıfı sevmedim diye ayrılmıştım hani. O sınıfa geri döndüm 😱 Çoğu daha önce karşılaştığım insanlardan oluşuyor, yine kısa süreli gelip gidenlerle dolu. Ağırlık Alman, İtalyan, İsviçre, Brezilya'lılardan oluşuyor. Serpme halinde Arap, Kolombiyalı var ve tek Türk yine benim. Bizim ülkedekiler genelde temel seviyedeler. 

Ödevler daha çok (sonunda) daha uzun, sınıfta testleri çözmemiz için veya konu hakkında fikirlerinizi toparlayın dediğinde verilen süre daha kısa. Her şey rekabet içerisinde ilerliyor. Biraz yarış içine girmenin kime ne zararı var diyerek daldım ben de. Bu sınıfta da benim safe place'im olarak İsviçreli bir kızı seçtim. Çok sessiz ve sakin. Alman kızlarımız 1990'lardan gelmiş gibiler, neden bilmem ama söyleme ihtiyacı hissettim.

5 Ocak 2026 Pazartesi

5 Ocak - Matt & Jude'un Evinde Öğle Yemeği

5 Ocak 2026 Pazartesi 0

 Noel ve yılbaşı mesajlarımızda yeni ailelerimizin evlerinin çok güzel olduğunu, sınırsız özgürlüğümüzün olduğunu (yalan, aslında pek ilgilenmiyorlar. En azından benimle. Her seferinde Susanne'a dolap boş diye mızmızlanıyorum) Kathyrn'e bolca bahsetmiş olmalıyız ki, bari sıcak bir evde bir süre kalsınlar diye Noel zamanı kilisede tanıştığımız çiftin evinde öğle yemeği ayarlamış bize. 

Çok ilginç değil mi, kiliseden arkadaşınızın kursta ders verdiği öğrencilerin ikisini sadece bir kere tanışmanıza rağmen evinize yemeğe göndermesi... Bizi iyi tanıyor, kurs sonrası mutlaka muhabbet ediyoruz, ailelerimizi (hem Edinburgh'taki hem de gerçek ailelerimizi) anlatıyoruz, hayata dair görüşlerimizi paylaşıyoruz ama başka birinin evie davet etmek konusunda hiç çekingenliklerini görmedim. 

Şu ara ayrı evlerde kaldığımız için Agatha ile eve yakın bir yerde buluşup kapılarını çaldığımızda sanki 40 yıllık dostları gelmiş gibi karşıladılar bizi. İlk defa geldik, ne yapacağımızı gerçekten bilmiyorduk. Bilmediğimizi, bizden ne beklediklerini, ne yapmamız gerektiğini sorduk. Jude bizi mutfağa doğru götürüp burada oturabilirsiniz dedi. Birileri çalışırken oturmak gibi bir adetim olmadığını söylediğimde beni kaşar dilimlemekle, soğuk etleri servis etmekle ve getirdiğim vişneli payı tatlı standına koymakla görevlendirdi. Agatha da 5 yaşındaki kızımmış gibi dibimden ayrılmadan o hiç susmayan karakteriyle anımızı şenlendirdi.

Matt ve Jude'un iki güzel kızına bir başka arkaşlarının çocukları da eklenmişti. Adam İrlandalıydı ve biz de 5 gün sonra İrlanda'ya gideceğimizi, kısa bir ziyaret olacağını anlattık. Gideceğimiz yerler konusunda bize fikir verdi. Gerçekleştirmek isterdim aslında ama Agatha, babasını kaybetmeden önceki son gezisini babası ile birlikte Dublin'e yaptığından, babası ile o gezide ne yaptılarsa aynısını yapmak istediği söylemişti. Öyle de yapacağız...

Öğle yemeği menüsü çok çaba gerektirmeyen, insanı yormayan cinstendi. İki çeşit çorba: Domates ve mantar, tereyağı, reçel, kaşar, salam, kraker, tatlı, bolca çay ve sohbet. İki aile, ailenin bir başka arkadaşı, Agatha ve ben uzun uzun sohbet ettik. 

Yemekten sonra da bulaşıkları kaldırmayı teklif ettiğimde Jude çok şaşırıp keyifle kabul etti. Türk adetlerine göre bunun çok normal olduğunu, ev sahibine yardım etmenin bizim kültürümüzde bir görgü kuralı olduğundan bahsettim. Misafirlikle ilgili başka ne gibi kurallar var diye sordu. Elimiz boş gelmeyiz, asla gösterilen alanın dışına çıkmayız, terlik giyeriz (şu ayakkabı işine alışamıyorum), servis için ve bulaşıklar için yardım ederiz diye anlattım. 

Chatgbt benim için bu görseli hazırladı :)

Dışarıda kar serpiştirirken hazır da bulaşıklar bitmişken yaptıkları, bizi kabul ettikleri, hoş sohbetleri için Matt ve Jude'a teşekkür edip ayrıldık.


4 Ocak 2026 Pazar

4 Ocak - Vennel Point, Yediğim En Lezzetli Donut, Kore Sokak Lezzetleri

4 Ocak 2026 Pazar 0

 Aylak aylak gezmek ne kadar güzel. İstediğini yapabilme özgürlüğü ne kadar güzel. Paranı, kendi emeğinle kazandığın parayı hedefin için harcamak ne kadar güzel. Sağlıkla tüm bunları gerçekleştirmek ne kadar güzel. Ve ben, kendi paramı kazanabildiğim için, sağlığımla gezebildiğim için, bana bu vizyonu verdiği için Tanrıma şükranlarımı sunuyorum. 🙏🏻

Elbette öncelikle Toledo’yu severek günüme başlıyorum. Bugünkü planım ise Grassmarket civarında dolaşmak. Edinburgh kalesinin yan ve arka tarafına denk gelen ve kalenin görüntüsünü dar bir sokak, merdiven ve eski evlerle harmanlayan güzel bir nokta var ve adına da Vennel View Point diyorlar. Önce o noktaya gidiyorum.

Sağa sola bakarak, “yahu hala bu evlerde hayat var, bizim ülkede de 35 yaşındaki apartmana eski diyoruz” diye söylene söylene yürüdüm. 

Ardından Grassmarkete doğru yürüyüp almayı ertelediğim (asla geçerli bir sebebi yok) donutumu almak için Kilted Donut’a uğradım. Cidden daha önce gelmemekle çok çok çok yanlış bir karar vermişim. 

Her gün değişen menüsü ve organik ürün kullanan bu güzelim dükkan maalesef ben bu yazıları bir yıl sonra yazdığım için aradan geçen zamanda ekonomik hareketlerin öngörülememesi (gel sen ne çektiğimizi bir de bize sor, yarının planı yapılamaz bizim ülkede) ve bir de ailevi sağlık sorunları nedeniyle kapanmış. Cidden üzüldüm. Çünkü bazı gıda maddelerini tattıktan sonra aslında ülkemizde olmayan çok üst lezzetlerin var olduğunu, bize tamamen lezzetsiz veya senettik şeylerin yedirildiğini anlıyorsunuz. 

Neyse, gelelim anılarıma. Donut çok büyük olduğundan bir-iki ısırdıktan sonra çantama koyup, Kore sokak lezzetlerini denemek için donutçudan az ileride bulunan Seoul Nibbles’a uğradım. Daha önce tteokbokki yemeden aşeriyordum kendisine ve sonunda amacıma kavuştum. 

Acı ve gayet güzeldi. Ardından bungeoppang denilen tatlı balık kekini ve Kore usulü corn dog’u hüplettim.


Damağımdan mideme kadar bayram ettim 😎 

Cumartesi günü olduğu için Stockbridge semtinde kurulan çiftçi pazarı, burada da kurulmuştu. Hemen hemen aynı ürünler, aynı satıcılar burada da vardı. Yine çok büyük olmayan bir alandalardı.

Grassmarketten sırtınızı kaleye verip aşağı yürüdüğünüzde Vennel Point’e geliyorsunuz. Biraz daha yürümeye devam ettiğinizde de (hani buna gerek yok ama) Lauriston Place sokağında dünya tatlısı bir okula, George Heriot’s Schoola denk geliyorsunuz.


Kreşi 11.600 pounddan başlıyormuş, o neyyy laaaa…


Neyse ben zaten bahçesinde koşuşturan sincapları çektim diyecektim. 


Ardından Lauriston tarafında biraz daha yürüyüp University of Edinburgh’un parça parça yer alan kampüs binalarının fotoğraflarını çektim.


Biraz da Cowgate taraflarını dolaşıp,


Ardından buz gibi olan eve döndüm. Susanne gelmeden kombiyi patlama derecesine ramak kalaya getirdim ki ısınayım. Hemen sıcak suyumu hazırladım ve çay ile birlikte donutumu yedim, hem de suyu yatağı ısıtmak için kullandım.

 
Bir anda kararan hava sağolsun, şu fotoyu çekmek için çok beklemedim.



3 Ocak 2026 Cumartesi

3 Ocak - Au revoir Deborah

3 Ocak 2026 Cumartesi 0

03.01.2025 08:01

Bugün karma sınıfımızın son günüydü, geçici hocamızla vedalaşıp Agatha'cığımla ortak alanda (ooo çok Harry Potter'cı gördüm kendimi) yemeğimizi yedikten sonra evlerimize dağıldık. Ben kalorifer peteğine yapışıp biraz ders çalıştım ve Toledo ile oynaştım.

İçten içe kedinin hep evde olmasını istiyorum, dışarıda üşümesin istiyorum, yanımda kalsın istiyorum. Suzanne evde olmadığı için, Cathy ve David'in evde olmasına alıştığım için, kendimi yalnız hissettiğim için bir varlığın yanımda olmasına ihtiyacım var. Bu evin konforu (özellikle rahatlığı inanılmaz olan yatağım ve gepgeniş odam, bana ait bir banyo ve mutfakta özgürlük) kat be kat fazla olmasına rağmen Cathy'm ve David'im başka. Başıma bişey gelse ünleyeceğim kimse yok etrafımda.

Neyse, kısa zaman sonra tekrar döneceğim yanlarına, özledim sizi mesajlarıma bir süre sonra veda edeceğim.

Akşam yemeği için hazırlanıp çıktım, daha önce speed date için gittiğim mekana şimdi Deborah'nın vedası için gidiyorum.


Önce bir Water of Leith fotosu,

Ardından mekan fotoları.


Kapanmasaydı aslında iyi olacaktı. Yoksa nerden buluruz artık böyle romantik tuvaletleri?


Çok eğlenceli, bol gülmeli bir yemeğin sonunda güzeller güzeli Deborah'ya veda ettik. Yolun açık olsun tatlım...






2 Ocak 2026 Cuma

2 Ocak - Mini Golf

2 Ocak 2026 Cuma 0

 Deborah nerden bulmuşsa World of Bowling binasının içinde (nasıl tanımlayacağımı bilemedim, aşağı yukarı oyun merkesi gibi bir yer) World Of Mini Golf diye bir oyun alanı varmış, ona gidelim mi dediğinde neye hayır dedim ki ben dedim ve kurs bittikten sonra hadin gidek diye katıldım. Erika da hazır izindeyken hemen katıldı bize.

Bebekliğinden beri golf oynayan (çünkü İsviçreli) Deborah ile daha önce bir kaç kere oynayan Erika, eline golf sopası almamış Türk olan bana nasıl vurmam gerektiğini anlatan kısa bir ders verdikten sonra oyuna başladık.

Ben tamamen işin geyiğinde, eğlenme peşindeyken bu ikisi baya bir hırs yaptı açıkçası.

Doğduğundan beri golf oynayanla aşık atamazsın koniçiva. Tabi ki üçüncü oldum ben 🏌

Oradan çıkıp Erika ile Costa Coffee'de bir kahve içip eve doğru yollandık.


1 Ocak 2026 Perşembe

1 Ocak - Hogmanay & Loony Dook

1 Ocak 2026 Perşembe 0

 Loony Dook'u anlatmam için önce Hogmanay'i anlatmam gerekir size. 

Hogmanay, eski yılın son günü olarak kullanılan İskoçça bir kelimedir ve aslen 29 Aralıkta başlayıp 2 Ocak'a kadar devam eder. Bir çok geleneği de beraberinde getirir Hogmanay, mesela gece yarısından sonra bir evin eşiğinden ilk giren kişinin, ev halkına şans getireceğine inanılır. Geleneksel olarak bu kişinin koyu saçlı olması, yanında kömür, ekmek veya viski gibi sembolik hediyeler getirmesi beklenir. Amaç nettir: Yeni yıla bolluk, sıcaklık ve dostlukla başlamak. Bunun yanında şehirden şehire değişen başkaca ritüeller var, ateş topu sallama, ardıç ağacı dumanı ile evi tütsüleme gibi. İskoçya’da yılbaşı yalnızca takvimsel bir geçiş değil; kolektif hafızaya, ritüellere ve toplumsal dayanışmaya dayanan güçlü bir kültürel deneyimdir.

Ama günümüzde gelenekler devam etse de daha eğlenceli hale getirmiş İskoçlar, bu günü kutlamayı. Hogmanay, yüzyıllardır İskoç kimliğinin ayrılmaz bir parçası olarak kutlanır ve çoğu zaman dünyanın en özgün yılbaşı gelenekleri arasında anılır. Bu coşkunun ertesi günü ise, işin içine biraz delilik ve bolca cesaret katan Loony Dook gelir.

Hogmanay’ın kökenleri, Vikinglerin kış gündönümü kutlamalarına ve Orta Çağ İskoç halk geleneklerine kadar uzanır. İlginçtir ki İskoçya’da Noel, uzun yıllar boyunca resmî olarak kutlanmamış; bu durum Hogmanay’ı yılın en önemli bayramı hâline getirmiştir. Dolayısıyla yılbaşı gecesi, İskoçlar için yalnızca eğlence değil, aynı zamanda toplumsal bir yeniden bağlanma anıdır. 

Edinburgh başta olmak üzere birçok şehirde Hogmanay, günler süren etkinliklerle kutlanır. Meşaleli yürüyüşler, sokak konserleri, geleneksel İskoç müziği ve gece yarısı gökyüzünü aydınlatan havai fişekler bu atmosferin ayrılmaz parçalarıdır. (hani bu yıl iptal edilen)

Eğer iptal edilmeseydi, size şöyle bir görsel şölen gösterecektim: 

Saatler tam gece yarısını gösterdiğinde ise herkesin bildiği o an gelir: Robert Burns’ün “Auld Lang Syne” şarkısı, el ele tutuşan kalabalıklar tarafından söylenir. Bu an, eski dostlukların hatırlandığı, kırgınlıkların geride bırakıldığı ve yeni yıla kolektif bir umutla girildiği sembolik bir eşiktir.

Hogmanay'de yediniz, içtiniz, kustunuz, sıçtınız ve büyük bir baş ağrısı ile ertesi güne, yeni yıla, 1 Ocak'a uyandınız...

İşte sırada Lonny Dook var.

 En meşhur hâliyle Edinburgh yakınlarındaki South Queensferry’de düzenlenen bu etkinlikte, yüzlerce insan –çoğu zaman kostümler içinde– kendini Kuzey Denizi’nin buz gibi sularına bırakır. 

“Loony” (deli) ve “dook” (İskoç lehçesinde dalmak) kelimelerinin birleşiminden oluşan bu gelenek, ilk bakışta çılgınca görünebilir. Ancak Loony Dook’un ardındaki motivasyon oldukça nettir: Eski yılın yorgunluğunu ve fazlalıklarını soğuk suyla geride bırakmak, yeni yıla zihinsel ve bedensel bir arınmayla başlamak. Bir nevi modern ritüel banyosu. 

Katılımcılar için bu deneyim, yalnızca birkaç saniyelik bir soğuk şoktan ibaret değildir. Seyirciler, müzikler, kahkahalar ve ortak cesaret duygusu, Loony Dook’u güçlü bir toplumsal gösteriye dönüştürür. Üstelik etkinlik çoğu zaman hayır kurumları için bağış toplama amacı da taşır; böylece delilik, anlamlı bir dayanışmaya evrilir.

İşte biz de Deborah'yla birlikte sabahın erken saatlerinde South Queensferry'e giderek bu eğlenceli etkinliğe katıldık.


Elbette ki izleyici olarak, ne o kadar içtik ne de kuzeyin soğuğuna karşı delilik edecek kadar cesurduk. Çünkü bazı gelenekler, yalnızca izlenmez; hissedilir.

Hazır gelmişken de güzel bir Queensferry turu yapıp geri döndük.


Biz Edinburgh'tan ayrılırken kar serpiştiriyordu ancak South Queensferry yürüyüş yapacak kadar sakin bir havaya sahipti.


 
◄Design by Pocket