Seni düşünmek güzel şey,ümitli şey,dünyanın en güzel sesindenen güzel şarkıyı dinlemek gibi birşey...Fakat artık ümit yetmiyor bana,ben artık şarkı dinlemek değil,şarkı söylemek istiyorum...
18 Ocak 2026 Pazar
18 Ocak - İşte Geldi Çattı Son Cumartesi
17 Ocak 2026 Cumartesi
17 Ocak - The Hermitage of Braid & Blackford Hill Local Nature Reserve
İnanın adını yazmak da uzun, tırmanmak da. Blackford tepesi, Arthur’s Seat kadar olmasa da dümdüz olan Edinburgh için yine yüksek sayılabilecek bir yüksekliğe sahip olan bir tepe.
164 metre yükseklikteki bu tepe ve çevresi, 149 dönümlük bir alanı kaplıyor ve bu geniş alanın girişi emin olun ki sanki sıradan bir parka girer gibi yapılmış. Sağ tarafta işte bu videosunu çektiğim göl var ve gölün yanından oldukça dik bir biçimde tırmanan yokuş, ardından daha dik bir yokuş, sonra allahım benim burada ne işim var dedirten bir sessizlik, o ses neydi diye tırsışla geçen yürüyüşüm şöyle bir tepe ile sonlandı:
16 Ocak 2026 Cuma
16 Ocak - Agatha Evi Terk Ediyor!
Ay evet böyle bir olay yaşandı! Ya şimdi nasıl anlatsam bilemiyorum, iki tarafı da o kadar seviyorum ki. Tamamen tarafsız anlatacağım olayı.
Şimdi, Cathy'nin evde sert kuralları var. Buzdolabına dokunamazsın, içerisine kendi malzemelerini koyamazsın, hazırladığın sandviçleri kendin alamazsın, saat 21:00'de mutfak kilitlenir, eğer acıkırsan yakında ALDI ve Morrissons var, gidip orada karnını doyurursun, sabah kahvaltısı 07:00-08:00 arasında, akşam yemeği 18:00'de, eğer geç gelirsen yiyemezsin, gecikeceğini söylemezsen geldiğinde yiyemezsin, banyo saati en geç 22:00'de, çamaşır yıkama günü perşembe günü o nedenle sabahtan kirlilerini getirmelisin, kendi kendine çamaşırını yıkama, biz yıkarız gibi gibi. Başta azcık sert mi ne demiştim ancak 30 yıldır işleyen bir sistem varsa, ev onların evi ise, o kurallara uyulmalı. Evi noel nedeniyle değiştirince bunların, bu düzenin nasıl önemli olduğunu gayet iyi anlamıştım.
Agatha da genel olarak uysa da özellikle neden yemeğimi geç kalırsam yiyemiyorum meselesini saçma buluyordu. Sabah kahvaltısı ve akşam yemeği için paramı ödemişsem saat ne olursa olsun ben bunu yemeliyim diyordu. Bir de çamaşır meslesi vardı. Cathy, 30 derecede yıkıyordu iç çamaşırlarını ve Agahta bu konudan şikayetçiydi ve gizlice elde yıkama yapıp ardından veriyordu çamaşırlarını. Ama şikayetçi olduğunu Cathy'ye söylemedi hiç. Hep aramızda konuştuk ve öyle kaldı.
İşte dün akşam, Cathy Agatha'nın yıkadığı çamaşırlarını odasına çıkartırken odada yıkadığı iç çamaşırlarını görmüş ve yıkamak için almış. Eve geldiğinde çamaşırlarını yerinde göremeyince kızmış ve Cathy'ye neden aldığını sormuş. Islak olduğu için yeniden yıkayıp kuruttum demiş Cathy (Cathy öyle söylüyor). Ve bireysel çamaşır yıkamanın yasak olduğunu, kendisinin aldığı sabunla çamaşırlarını yıkadığını söylemiş (Agatha söylüyor). Odasına girdiği, çamaşırlarını aldığı için özel alanına tecavüz olarak adlandırıp bir daha yapmamasını söylediğinde bu sefer ikisi de seslerini yükseltmiş.
Bugün de eve gelmeden önce Noel sebebiyle yanında kaldığı ailenin uygun olup olmadıklarını sormuş. Yerleri olduğunu söylediklerinde yaşadıklarını anlatıp, ayrılış tarihine kadar yanlarında tekrar kalıp kalamayacağını sormuş. Kabul eder etmez valizini toplayıp tek kelime etmeden, Cathy'ye 1 poundluk sabun alıp masaya bırakıp çekip gitmiş.
Agatha bana kursta bahsetmişti yaşadıkları tartışmayı ancak evi bu şekilde terk edeceğinden asla haberim yoktu. Hem ben hem de Cathy ve David gerçekten çok şaşırmıştık. Gençliğine ver demiş David ama Cathy'nin olayı bu kadar kolay unutacağını sanmıyorum...
Gitti minnoşum ya. Cathy de çok üzüldü.
15 Ocak 2026 Perşembe
15 Ocak - Portobello, Shrimpwreck
Portobelloyu dümdüz sahili, açık sarı ve un gibi kumları, sahilde bolca bulunan deniz kabukları, etrafındaki fastfood restoranları olduğu için çok sevdim.
Buraya güneşli bir günde tekrar geleceğim demiştim. Bakın işte güneşli bir günde deniz böyle masmavi işte.
Güneşin yanı sıra bu tatlı mı tatlı sığırcık kuşları da bana eşlik etti.
14 Ocak 2026 Çarşamba
14 Ocak - Makars Mash Bar & Nosferatu
Bir restoran düşünün, rezervasyonları 2 hafta öncesinde doluyor... Çünkü bahsettiğim yer Edinburgh’un kalbinde etin ve patatesin en iyi hâlini bulacağınız Makars Mash Bar.
Edinburgh’un tarihi Old Town bölgesinde, Royal Mile’a birkaç adım mesafede yer alan Makars Mash Bar, İskoç mutfağının en mütevazı ama en karakteristik lezzetlerinden birini merkeze alıyor: patates püresi. Ancak burada söz konusu olan, alışıldık bir “yan yemek” değil; başlı başına bir gastronomi deneyimi. Patatese saygı duruşu yaptıran bu restoranın felsefesi oldukça net: yerel ürün, basit tarif ve güçlü lezzet.
Menüde yer alan patatesler İskoçya’nın farklı bölgelerinden, mevsimine göre özenle seçiliyor. Klasik tereyağlı ve kremalı pürelerden, sarımsaklı, hardallı ya da cheddar peynirli alternatiflere kadar uzanan geniş bir püre yelpazesi sunuluyor. Her püre, üzerine eklenen soslar ve ana yemeklerle birlikte adeta yeniden yorumlanıyor. Sosis, haggis, köfte, vejetaryen seçenekler ve zengin gravy soslarıyla tabaklar hem doyurucu hem de rafine bir hâl alıyor.
İskoç mutfağıyla ilk kez tanışacaklar için Makars Mash Bar son derece güvenli ve keyifli bir başlangıç noktası. Özellikle haggis denemek isteyen ancak tereddüt eden ziyaretçiler için, haggis’in patates püresi ve soslarla dengelenmiş hâli oldukça yumuşak bir geçiş sunuyor. Vejetaryen ve vegan seçeneklerin de menüde güçlü bir şekilde yer alması, mekânı her damak zevkine hitap eden kapsayıcı bir restoran hâline getiriyor.
Makars Mash Bar’ın atmosferi de en az menüsü kadar davetkâr. Taş duvarlar, ahşap masalar ve sade dekorasyon, Edinburgh’un tarihi dokusuyla uyumlu bir sıcaklık yaratıyor. Turistlerin yanı sıra yerel halkın da sıkça tercih etmesi, mekânın samimiyetini ve kalitesini doğrulayan önemli bir gösterge.
İşte adını gezi araştırmalarımı yaparken sıkça duyduğum bu restorana gitme zamanımı hay huyun azaldığı, zamanı içime sindirerek yaşadığım döneme denk getirmek istedim. Garsonun tavsiyesine uyarak funda balı ve şalgam püresi eşliğinde dana-kuzu karışık et ve klasik tereyağlı patates püresi, yanında sorbet ve beni fazla çarpmasın diye alkol oranı görece düşük Stewart’s Session IPA sipariş ettim.
Şimdi... Hayatımda yediğim en güzel et diyemem ancak, İngiliz/İskoç kültürüne göre hayatımda yediğim en güzel et diyebilirim. Dışı hafif kıtırlanmış, içi ilik gibi bir etten bahsediyoruz. Patates püresinin tereyağı gerçekten imza püre yapacak kadar güzeldi. Etleri genelde kanlı bırakıldığından o bildik et tadının yanı sıra aldığım kanlı ve kokulu tad şükür ki bu ette yoktu. O yüzden güzel bir deneyim yaşamak adına gidilmesini tavsiye ederim.
Yemeğim bitince klasik old town turumu tamamlayıp,
Eve döndüm. Akşam yemekten sonra Agatha ile OMNI Centre'deki sinemaya Nostferatu'yu izlemeye gittik.
Hayatımda izlediğim en saçma sapan ve iğrenç seslerde dolu bir filmdi. İkimiz de kibarlıktan birbirimize gidelim diyemeden baya bi izledik. Burada film araları da yok, konuşamıyoruz da. En sonunda Agatha'ya seni dışarıda bekliyorum deyince ay dur ben de geliyorum demesiyle onun da filmi sevmediğini anladım. Onlarca kere özür diledi, kuzum sen nerden bileceksin ki böyle kötü bir çekim olacğını dedim. Kötüydü ya...









.jpeg)
